Gereksizbiri

Mayıs 9, 2008

Asala tarafından şehit düşürülen diplomatlarımız..

Kategori: Dünyadan, Genel, Savaşlar, Terörizim, Türkiye — gereksizbiri @ 7:46 am
Tags: , , ,
Tarih Şehir / Görev Adı-Soyadı
27.01.1973 Santa Barbara / Başkonsolos Mehmet BAYDAR
Konsolos Bahadır DEMİR
22.10.1975 Viyana / Wien / Büyükelçi Daniş TUNALIGİL
24.10.1975 Paris / Büyükelçi İsmail EREZ
Şoför / Driver Talip YENER
16.02.1976 Beyrut / Başkatip

Oktar CİRİT

09.06.1977 Vatican City / Büyükelçi Taha CARIM
02.06.1978 Madrid / Büyükelçi / Elçi Necla KUNERALP
Em.Büyükelçi / Retired Ambassador Beşir BALCIOĞLU
12.10.1979 Lahey / Büyükelçi Oğlu / Ambassador’s Son Ahmet BENLER
22.12.1979 Paris / Turizm Müşaviri / Tourism Counsellor Yılmaz ÇOLPAN
31.07.1980 Atina / Athens İdari Ataşe Galip ÖZMEN
Athens / İdari Ataşe Kızı Neslihan ÖZMEN
17.12.1980 Sydney / Başkonsolos Şarık ARIYAK
Güvenlik Ataşesi

Engin SEVER

04.03.1981

Paris / Çalışma Ataşesi Reşat MORALI
Din Görevlisi Tecelli ARI
09.06.1981 Cenevre/ Sözleşmeli Sek. M. Savaş YERGÜZ
24.09.1981 Paris/ Güvenlik Ataşesi Cemal ÖZEN
28.01.1982 Los Angeles / Başkonsolos Kemal ARIKAN
08.04.1982 Ottava / Ottawa / Ticaret Müşaviri / Counsellor for Commercial Affairs Kani GÜNGÖR
04.05.1982 Boston / Fahri Başkonsolos / Honorary Consul General Orhan GÜNDÜZ
07.06.1982 Lizbon / Lisbon / İdari Ataşe/ Administrative Officer Erkut AKBAY
27.08.1982 Ottawa / Askeri Ataşe Albay / Military Attache Colonel Atilla ALTIKAT
09.09.1982 Burgaz / İdari Ataşe / Administrative Attache Bora SÜELKAN
08.01.1983 Lisbon / İdari Ataşe Eşi / Nadide AKBAY,Administrative Officer’s Wife   eşi merhum Erkut AKBAY’ın yaşamını yitirdiği 07.06.1982 tarihli saldırıda yaralanmış ve 08.01.1983 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Nadide AKBAY
09.03.1983 Belgrad / Büyükelçi / Ambassador Galip BALKAR
14.07.1983 BrükseI / Brussels / İdari Ataşe / Administrative Attache Dursun AKSOY
27.07.1983 Lisbon / Müsteşar Elçi / Wife of the Counsellor Cahide MIHÇIOĞLU
28.04.1984 Tahran / Sözleş.Sek. Elçi / Wife of Secre. Işık YÖNDER
20.06.1984 Viyana / Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN
19.11.1984 Viyana / Uluslararası Memur Evner ERGUN
07.10.1991 Atina / Basın Ataşesi Çetin GÖRGÜ
11.12.1993 Bağdat / İdari Ataşe Çağlar YÜCEL
04.07.1994 Atina / Müsteşar Haluk SİPAHİOĞLU

Asala

Kategori: Dünyadan, Terörizim — gereksizbiri @ 7:43 am
Tags:

ASALA (Ermenice: Hayastani Azatagrut’yan Hay Gaghtni Banak), 1973-1985 yılları arasında faaliyet gösteren Ermeni terör örgütü.

“Ermenistan’ın Özgürlüğü için Gizli Ermeni Ordusu” anlamına gelen İngilizce “Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia” tamlamasının kısaltmasıdır. Bağımsız bir Ermenistan’ın kurulması ve 1915 yılında gerçekleştiği iddia edilen Ermeni soykırımının kabul ettirilmesi için çalışmıştır.

1975 yılında Lübnan’daki iç savaş esnasında, Beyrut şehrinde, sempatizan Filistinlilerin yardımı ile kuruldu [1]. Agop Agopyan ve Agop Tarakçıyan tarafından kurulmuştur [2]. Fransa ve Yunanistan Asala’nın üsleri olmuştur.

“Terörist örgüt” olarak tanınması

ASALA, batılı birçok ülkede görsel ve yazılı basında “terörist” kelimesi ile birlikte anılmakla ve eylemleri “terörist eylem” olarak nitelendirilmekle beraber ABD‘nin hazırladığı “Yabancı Terörist Örgütler (Foreign Terrorist Organisations)” listesine ve “Ülkeye Girişi Yasak Olan Teröristler (US Terrorist Exclusion List)” listesine , Birleşik Krallık‘ın “Yasadışı Gruplar (UK Proscribed Group)” listesine, Avustralya’nın, Kanada’nın, Avrupa Birliği’nin ve Rusya‘nın “Tanımlanmış Gruplar (Specified Groups)” listelerine dahil değildir. [2]

Eylemleri

Ana madde: ASALA’nın eylemleri

ASALA 70′li ve 80′li yılların en çok tanınan, en iyi organize olmuş, en verimli çalışan Ermeni terörist grubudur. [2]

Ermeni teröründe, Türkiye’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştır. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39′u silahlı, 70′i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır. [3]

ASALA’ya mal edilen saldırılar farklı kaynaklarda değişiklikler arz etmektedir. Amerikan hükümet kaynaklarına göre 1968′den günümüze ASALA, 84 olayda 299 kişiyi yaralamış 46 kişiyi öldürmüştür [2].

Paris’te Türk Hava Yollarını bombalayan örgüt üyelerine 30 ay ceza verilmiştir. 1983 Temmuz’unda gerçekleşen Orly Havaalanı katliamında 8 kişiyi öldürüp 52 kişiyi yaralamışlardır.

ASALA, kendi milliyetçi hedeflerinin yanısıra Marksizm-Leninizm’i de desteklemiş, benzer eğilimleri olan İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA), PKK/Kongra-Gel/KADEK, ve Kızıl İtalyan Tugayları (Italian Red Brigades) gibi diğer uluslararası terörist örgütler ile işbirliği yapmıştır. [2]

1985 ve 1997 yılları arasında ASALA tarafından kayda değer bir terör eylemi gerçekleştirilmemiştir. 1997 yılında Brüksel’deki Türk Konsolosluğu bombalanmış, bir kişi yetkilileri arayarak olayı ASALA’nın gerçekleştirdiğini iddia etmiştir. Bu iddiayı doğrular bir kanıt ele geçirilememiştir. [2]

1991′de Ermenistan’ın kurulması ile ASALA en önemli hedefini gerçekleştirmiştir. Eski ASALA teröristleri kendilerine Ermeni hükümeti ve ordusunda yer bulmuşlardır [2]. Uluslararası bir eyleme yönelmeyen teröristlerin şu an Dağlık Karabağ bölgesinde Azeriler ile savaşıyor olmaları ihtimal dahilindedir [2]. İşte ASALA’nın eylemlerinden bazıları (1973-1985 arası):

27 Ocak 1973 - T.C. Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir, 78 yaşındaki Amerikan uyruklu Ermeni Gurgen (Karakin) Yanikiyan tarafından öldürüldü. Yanikiyan, Baydar ve Demir’i Türk - Ermeni dostluğunu geliştirme bahanesiyle kendi evine yemeğe çağırmıştı.

20 Ocak 1975 - ASALA Beyrut’taki Dünya Kiliseler Birliği Bürosu’na yaptığı bombalı saldırı ile adını duyurdu.ASALA’nın amacı, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti topraklarında yaşayan Ermenilere soykırım iddiasıyla Türk toprakları üzerinde bir Ermeni devleti kurmaktı.ASALA Ermeni davasın,silahlı mücadele ile sonlanacağını savunmaktaydı.

20 Nisan 1975 - Türkiye’nin Beyrut basın danışmanının otomobili ASALA tarafından bombalandı.

22 Ekim 1975 - Türkiye’nin Viyana büyükelçisi Daniş Tunalıgil, makam odasını basan 3 ASALA’lı terörist tarafından öldürüldü.

24 Ekim 1975- Türkiye’nin Paris büyükelçisi İsmail Erez ve makam şoförü Talip Yener, otomobilin içinde ASALA tarafından öldürüldüler.

2 Haziran 1978 - Madrid’de ASALA’lı teröristlerin düzenlediği saldırı sonucunda, Türkiye büyükelçisi Zeki Kuneralp’in makam arabasında bulunan eşi Necla Kuneralp, emekli Büyükelçi Beşir Balcıoğlu ve şoför öldüler. Büyükelçi araçta bulunmadığı için kurtuldu.

12 Ekim 1979 - Türkiye’nin Hollanda büyükelçisi Özdemir Benler’in oğlu Ahmet Benler ASALA tarafından öldürüldü.

31 Temmuz 1980 - Türkiye’nin Atina büyükelçisi İdari Ateşesi Galip Özmen ASALA tarafından öldürüldü.

4 Mart 1981 - Türkiye’nin Paris büyüleçiliğindeki Çalışma Ataşesi Reşat Moralı ve Din Görevlisi Tecelli Arı, ASALA terör örgütü tarafından öldürüldüler.

28 Ocak 1982 - Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu KEMAL ARIKAN öldürüldü.

5 Mayıs 1982 - Türkiye’nin Boston Fahri Başkonsolosu ORHAN GÜNDÜZ,uğradığı silahlı saldırıda öldü.

7 Ağustos 1982 - 2 ASALA militanının, Ankara Esenboğa Uluslararası Havalimanı’nda düzenlediği terörist saldırıda, 2’si güvenlik görevlisi olmak üzere 8 kişi öldü, 72 kişi de yaralandı. Saldırganlardan biri öldürüldü, Levon Ekmekçiyan isimli diğer saldırgan yaralı olarak yakalandı.

9 Mart 1983 - Türkiye’nin Belgrad (Yugoslavya) büyükelçisi Galip Balkar ve makam şoförü Necati Kaya, ASALA töröristleri tarafından öldürüldüler.

14 Temmuz 1983 - Türkiye’nin Brüksel ateşesi Dursun Aksoy, ASALA militanlarınca öldürüldü.

15 Temmuz 1983- Paris’in Orly Havaalanı’nda bulunan THY bürosuna, ASALA militanlarınca bomba atıldı. 8 kişi öldü, 56 kişi yaralandı.

28 Mart 1984 - Türkiye’nin Tahran büyükelçiliğine ASALA militanlarınca saldırı düzenlendi. Askeri Ateşe Yardımcısı İsmail Pamukçu ağır yaralanırken, Başkatip Servet Öktem ise hafif yaralı olarak kurtuldu. İran Polisi 7 Ermeni teröristi yakaladı.

12 Mart 1985 - Türkiye’nin Kanada Büyükelçiliğini basan 3 ASALA militanı, 11 Elçilik personelini rehin aldı. Büyükelçi Coşkun Kırca, ikinci kattan atlarken yaralandı. 5 saat süren operasyon neticesinde teröristler yakalandı. Operasyon esnasında bir Kanadalı Polis hayatını kaybetti. Not:Bu eylemlerde 1 Kanada polisi,22 sivil,6 TC dışişleri görevlisi,1 din adamı,2 polis,1 ASALA militanı toplam 33 kişi öldü,64 sivil,3 TC dışişleri görevlisi 67 kişi yaralandı.Sadece bu eylemlerde:33 kişi öldü,67 kişi yaralandı.

Örgütün hedef seçimi

ASALA'nın hedef seçimi

ASALA’nın hedef seçimi

Hedeflerin dağılım yüzdeleri şu şekildedir [2]:

  • Sivil şahıslar ve malları %2
  • Havaalanları ve havayolu şirketleri %34
  • İş yeri %14
  • Diplomatik hedefler %41
  • Basın-yayın %1
  • Dini şahıslar ve kuruluşlar %1
  • Taşımacılık %2
  • Diğer 2%

Dağılışı

1983 Paris Orly Havaalanı saldırısından sonra örgüt birçok ufak gruba bölünmüştür. Zamanla örgüt içi çekişmeler ve anlaşmazlıklar ortaya çıkmış, kurucularından Agop Agopyan öldürülmüş, Ermeni halkından da yeterli destek göremeyip, tarih sahnesinden çekilmiştir. Örgütün çökertilmesinde Milli İstihbarat Teşkilatı etkin rol oynamıştır.

Hüseyin Velioğlu

Kategori: Önemli Kişiler — gereksizbiri @ 7:40 am

hüsayin velioğlu

Hizbullah örgütü lideri. 1952 Batman Gercüş doğumlu. Durmaz olan soyadını 1978 yılında Velioğlu olarak değiştirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde PKK lideri Abdullah Öcalan’la birlikte aynı dönemde öğrenci oldu.

Üniversitede okuduğu dönemlerde Milli Türk Talebe Birliği içinde faaliyet gösterirken, Akıncı grubuyla ilişkiye geçti. 1980 sonrası Diyarbakır’a gtti. 1987′de İlim Kitabevi çevresinde örgütlenmeye başladı.

1991′de eyleme başlayan, örgüt içinde ılımlı olarak bilinen “Menzil” grubunu tasfiye etti. Şiddet yanlısı bilenen “İlim” kanadı olarak eylemlerini yoğunlaştırdı.

12 Temmuz 1998 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde öldürüldüğü haberi çıktı. Ancak Velioğlu’nun o tarihlerde Kuzey Irak’ta Kürdistan İslami Hareket Lideri Şeyh Osman’dan siyasi ve askeri eğitim aldığı tespit edildi.

Silahlı eylemler yapmasına karşın bugüne kadar güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmemeye özen gösteren şeriatçı terör örgütü Hizbullah’ın elebaşı, 17 Ocak 2000′de Beykoz’da bir villaya yapılan ve televizyonların canlı yayınladığı 4.5 saatlik operasyon sonucunda ölü ele geçirildi.

Esrarengiz bir şekilde kaybolan işadamlarını bulmak amacıyla çalışma yapan İstanbul polisi, bu süreçten sonra Hizbullah’ın birçok kişiyi kaçırarak vahşi bir şekilde öldürdüğünü ortaya çıkardı.

Uzun süre Adli Tıp Morgu’nda bekletilen Velioğlu’nun cesedine hiç kimse sahip çıkmadı. Ölümünden 20 gün sonra gömülen Velioğlu’nun cenaze töreninde, kara çarşaflı kadınların da aralarında bulunduğu grupla polis arasında gerginlik yaşandı.

Ölümünden sonra Velioğlu’nun, yaklaşık 20 yıl önce Batman’da Petrol - İş Şube Başkanlığı’na aday olduğu ortaya çıktı. Sendikacılar, Petrol - İş’te mücadele ettikleri Velioğlu’nun kapanan Milli Selamet Partisi çevrelerinin adayı olduğunu ve o sırada Batman’da sıkıyönetimin başında bulunan Temel Cingöz tarafından da desteklendiğini ileri sürdü.

Hizbullah’a yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda Velioğlu’yla halen aranan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım arasında bağlantıyı sağlayan kişi olduğu bildirilen Abit Taşan da gözaltına alındı.

Türk Hizbullahı

Kategori: Savaşlar, Tarikatlar, Terörizim, Türkiye — gereksizbiri @ 7:39 am
Tags: ,

Türkiye Hizbullahı, Lübnan’daki Hizbullah ile organik bir bağı olmayan radikal İslamcı, silahlı, yasadışı bir örgüttür. Hizbullah, “Allah’ın partisi” (Allah taraftarı) anlamına gelir.

Dini kaynakları kendine göre yorumlayarak teröre başvuran ve liderliğini Hüseyin Velioğlu’nun yaptığı silahlı örgüt, daha çok Sünni Kürtler arasında faaliyette bulundu. 2000 yılının başlarındaki yoğun polis operasyonlarıyla önemli ölçüde çökertildi. Terörle mücadelede bu operasyonlar çok önemli birer örnek olarak gösterilmektedir. Türkiye Hizbullahı, döneminde yaygın marksist leninist çizgideki kürt muhalefetine karşı bir “panzehir” olarak sol örgütlere karşı bir alternatif olarak da görülürken, anti-komünist görüşü nedeniyle derin devlet tarafından gelişmesine engel olunmadığı, göz yumulduğuna dair iddialar ortaya atılmaktadır.

Dünya basını gözünde israil filistin lübnan?

Kategori: Dünyadan, Savaşlar, Terörizim — gereksizbiri @ 7:36 am
Tags: , , , , ,

INDEPENDENT (İngiltere) Başyazar Robert Fisk: Nasıl bunların olmasına göz yumabiliriz… Bu olanları izlerken öfkelenmemek için taş kalpli olmak lazım. 10 yıl önce de aynı köye düzenlenen saldırılarda siviller hayatını kaybetti. Çocukları öldüren füzelerin ABD yapımı olduğuna şüphe yok…

Times (İngiltere): 48 saatlik ateşkes bir işe yaramadı. Bir gün önceyle şu an arasında askeri operasyon bakımından hiçbir fark yok.

Telegraph (İngiltere): İsrail zor bir durumu daha da kötü bir hale getirdi. İsrail bu duruma daha fazla devam etmemesi konusunda uyarıldı.

Guardian
(İngiltere): İsrail’in macerası sadece Lübnan için değil, İsrail ve onun destekçisi ABD için de bir felaket oldu. Hamas ile çözüm oluşmadan atılacak hiçbir adım işe yaramayacak. Düşmanla pazarlık yapılmadan sonuç elde edilemez.

New York Times (ABD): Dışişleri Bakanı Rice İsrail ile yaptığı konuşmalarda çok da başarılı olamadı. Rice hemen bir ateşkes ilan etmeyerek tam anlamıyla bir halkla ilişkiler felaketi yaşattı. Özellikle de Arap dünyasıyla aramızda.

Le Monde (Fransa): Kana’da yaşanan dramı hiçbir şey doğrulayamaz.

İsrail - Filistin çatışmasının kronolojisi

Kategori: Savaşlar — gereksizbiri @ 7:33 am
Tags: , , , , ,

Ortadoğu’da, 1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla başlayan 50 yıllık savaş, barış çabaları, ateşkes ve anlaşmalara rağmen dinmek bilmedi.

50 yıllık savaş ve barış çabaları
Ortadoğu’da, 1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla başlayan 50 yıllık savaş, barış çabaları, ateşkes ve anlaşmalara rağmen dinmek bilmedi.

İsrail’in kurutulması
İsrail devletinin kurulması süreci, 1897′de Theodor Herzl’in İsviçre’de Birinci Dünya Siyonist Kongresi’ni toplamasıyla başladı. Başta İngiltere olmak üzere Batılı devletler, Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kurulmasını destekledi.

29 Kasım 1947′de, BM, Filistin topraklarının yüzde 56’sının 650 bin kişilik Yahudi nüfusuna, yüzde 44′ünün ise 1 milyon 300 bin kişilik nüfusu bulunan Filistin’e verilmesini ve Kudüs’ü uluslararası statüye alan bir planı onayladı. İsrail devletinin kuruluşu, 14 Mayıs 1948 tarihinde ilan edildi.

Arap- İsrail savaşları
İsrail devletinin kurulmasından sonra, İsrail ile Araplar arasında 1956, 1967 ve 1973 yıllarında savaşlar çıktı.

1948: İsrail’in kurulmasının hemen ardından Mısır, Ürdün, Irak, Suriye ve Lübnan’dan gelen Arap kuvvetleri, Filistin’in Yahudilere verilmeyen güney ve doğu bölgelerini işgal etti ve Eski Kudüs’ü ele geçirdi. Şubat-Temmuz 1949 arasında çeşitli ateşkes anlaşmaları yapıldı.

1956-Süveyş Bunalımı: Mısır lideri Cemal Abdünnasır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesiyle başlayan bunalımı takiben, İsrail Sina Yarımadası’na girdi, 5 günde Gazze, Refah ve El Ariş’i ele geçirdi, kanalın doğusunu işgal etti. Aralık ayında BM gücü bölgeye yerleşti ve 1957′de İsrail çekildi.

1967-6 Gün Savaşları:
Arap-İsrail güçleri 5-10 Haziran’da 3. kez savaştı. Araplar, Eski Kudüs, Sina, Gazze Şeridi’ni, Ürdün ırmağının batısında kalan ve Batı Şeria adı verilen Ürdün topraklarını, İsrail-Suriye sınırındaki Golan Tepeleri’ni kaybettiler.

1973: Yahudilerin kutsal günü Yom Kippur’a denk gelen 6 Ekim’de, Mısır Süveyş Kanalı, Suriye ise Golan Tepeleri üzerinden İsrail’e saldırdı. İsrail ve Mısır, önce ateşkes, ardından 1974′de barış anlaşması imzaladı. İsrail ile Suriye arasında da aynı yıl ateşkes sağlandı. Bölgeye BM barış gücü yerleştirildi.

1979-Camp David: İsrail’in 1979′da Sina Yarımadası’ndan çekilmeyi kabul ederek Mısır ile Camp David anlaşmasını imzalamasıyla bir Arap devletiyle ilk kez barış yapılmış oldu.

1980: İsrail, 1980′de Kudüs’ü başkenti ilan etti,

1982: İsrail, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) kamplarının bulunduğu Güney Lübnan’ı bombaladı ve işgale başladı. FKÖ, çokuluslu güçlerin denetiminde bölgeden ayrılırken, Filistinliler mülteci kamplarına gönderildi.

1987: İntifada olarak bilinen Filistinlilerin ayaklanması başladı, 1992′ye dek sürdü.

15 Kasım 1988: Cezayir’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi, bağımsız Filistin devletini ilan etti.

Filistin yönetimi ve dinmeyen şiddet
Ortadoğu’da, İsrail’in kurulmasıyla başlayan 50 yıllık savaş, son 10 yılda çok sayıda barış müzakerelerine ve ateşkes girişimlerine tanık oldu.

Oslo ve Filistin özerk yönetimi
1993-Oslo Anlaşması: 13 Eylül’de İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın bazı bölgelerinde Filistin’e özerklik tanıyan ilk geniş kapsamlı barış anlaşmasını Norveç’in başkenti Oslo’da imzaladı.

1991 yılında İspanya’nın başkenti Madrid’de başlatılan barış süreci, Oslo gizli görüşmeleri ve ABD hükümetinin katkılarıyla yaşama geçirildi.

14 Mayıs 1994: Özerklik anlaşmasının ayrıntılı planı, Mısır’ın başkenti Kahire’de imzalandı. Gazze kenti ile Batı Şeria’daki Eriha, ilk Filistin özerk bölgeleri oldu.

28 Eylül 1995: ABD’nin başkenti Washington’da, birçok yerleşim biriminin Filistin Özerk Yönetimi’ne (FÖY) devredildiği ikinci kapsamlı özerklik anlaşması imzalandı.

4 Kasım 1995:
Aşırı milliyetçi genç bir Yahudi, Tel Aviv’deki barış mitinginde İşçi Partisi lideri, Başbakan İzak Rabin’i öldürdü.

Nobel Barış Ödülü’nü Rabin ve Filistin Devlet Başkanı Arafat ile birlikte paylaşan Şimon Peres Başbakan oldu.

Mart 1997: İsrail hükümetinin, üç semavi dince en kutsal mekan olan, Hz. Muhammed’in Mirac mucizesi mekanı Haremmüşşerif’i kapsayan Eski Kent’in yer aldığı Kudüs’ün Müslüman Arap ağırlıklı Doğu kesiminde, yeni yerleşim birimleri inşasına yeniden başlaması üzerine, Filistin Özerk Yönetimi, nihai kalıcı barış antlaşması yolunda yürütülmeye çalışılan müzakereleri askıya aldı.

WYE, Şarm El Şeyh anlaşmaları
23 Ekim 1998: İsrail ile Filistin liderleri, ABD-Washington yakınında, Maryland eyaletindeki Wye Plantation veya Wye River Anlaşması’nı imzalandı. Anlaşma, Batı Şeria’da uygulanmak üzere ‘geçici nitelikli’ barış için toprak verilmesini öngörüyordu.

4 Eylül 1999-Şarm El Şeyh: Dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Arafat, barış müzakerelerini yeniden başlattı. 13 Eylül’e kadar tam kapsamlı nihai barış anlaşmasının hazırlanması ve 1 yıla kadar bu anlaşmanın imzalanması ilkesi kabul edildi. İsrail askerlerinin çekilme takvimi belirlendi, Filistin’e liman yapma hakkı tanındı.

İsrail ve Filistinli yetkililer, güvenlik sorunlarıyla ilgili bilgi değişimi konusunda işbirliği yapmayı kabul etti.

9 Mart 2000: Barak ve Arafat, Mısır’ın Kızıldeniz kıyısındaki sayfiye kenti Şarm El Şeyh’te buluştu, barış müzakereleri için yeni takvim belirlendi.

20 Temmuz 2000: Camp David’de ABD Başkanı Bill Clinton’ın gözetiminde Arafat ve Barak, 9 günlük kapalı maraton zirve yaptı. Anlaşma çıkmadı, ancak iki lider görüşmeleri sürdürme kararını koruduklarını söyledi.

İkinci intifada ve ateşkes planları
28 Eylül 2000-İkinci İntifada: İsrail muhalefetinin ‘asker ve siyaset şahini’ Şaron’un Kudüs’te Haremmüşşerif’i ziyaret etmesiyle, ikinci Filistin İntifadası patlak verdi.

17 Ekim 2000: Arafat ve Barak, ABD Başkanı Bill Clinton’ın arabuluculuğunda Mısır’da yapılan Şarm El Şeyh zirvesinde ateşkes kararı aldı, ancak karar uygulanamadı.

Kasım 2000: Şarm El Şeyh zirvesinde karara bağlanan Ortadoğu Araştırma Komisyonu, Clinton tarafından oluşturuldu. Amerikalı senatörGeorge Mitchell’in başkanlığını üstlendiği komisyonda, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, eski Amerikalı senatör Warren Rudman ve Norveç Dışişleri Bakanı Torbjörn Jagland yer aldı.

23 Aralık 2000: Washington Potomac Nehri yanındaki Bollard Askeri Üssü’nde Filistin ve İsrail heyetleri arasında yapılan müzakere sonuçsuz kaldı. Başkan Clinton, Kudüs’ün doğu kesimi yönetiminin FÖY’de olmasını, bunun karşılığında Ürdün, Lübnan ve Suriye’deki 3,5 milyon Filistinli mültecinin vatanlarına dönüşünden feragat edilmesini içeren planı taraflara sundu.

27 Ocak 2001: Filistin ve İsraillilerin Mısır’ın Taba kentindeki maraton görüşmelerinin sonunda barış anlaşması imzalama çabaları boşa çıktı.

4 Mayıs 2001: ”Mitchell Komisyonu” olarak bilinen Ortadoğu Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan rapor, İsrail ve Filistinlilere sunuldu. Raporda, şiddetin tamamen sona erdirilmesi, yeni Yahudi yerleşim birimleri oluşturma projelerinin dondurulması ve barış görüşmelerinin yeniden başlaması tavsiye edildi.

13 Haziran 2001: Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Başkanı George Tenet arabuluculuğunda taraflar ateşkes ilan etti, ancak bu da yürümedi.

26 Mart 2002: İkinci İntifada’nın başlamasından itibaren geçen 18 aylık sürede, çatışma ve saldırılarda Filistin tarafından 1238, İsrail tarafından 366 olmak üzere toplam 1604 kişi öldü. 28 Mart 2002: Beyrut’ta yapılan Arap Birliği zirvesinde Suudi Veliaht Prensi Abdullah, yeni Arap-İsrail barış planı sundu. Plan, başkenti Kudüs olan Filistin devletinin tanınması ve mültecilerin haklarının geri verilmesi karşılığında, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini öngörüyor.

29 Mart 2002: İsrail, Filistin lideri Arafat’ın 1994′te sürgünden dönüşünden beri en şiddetli saldırısını düzenleyerek, Filistin liderinin karargahının da bulunduğu Ramallah’a girdi ve Filistin yönetim birimlerini kuşattı. Arafat’ın karargahına da tank ateşi isabet etti. İsrail kabinesi Arafat’ı düşman ilan etti ve Arafat karargahında kuşatma altına alındı.

Nisan 2003: Arafat, bazı yetkilerini devrederek Mahmud Abbas’ı başbakan olarak atadı, ancak güvenlik güçlerinin denetimini vermeyi reddedince Abbas istifa etti.

4 Haziran 2003: Bush-Şaron-Abbas, yeni barış planını ele almak için Ürdün’deki zirveye katıldı.

29 Haziran 2003: Radikal dinci gruplar, geçici ateşkes ilan etti. İsrail, Gazze Şeridi’nden ve sonra da Beytüllahim’den çekildi.

10 Eylül 2003: Filistin’de başbakanlığa, Meclis Başkanı Ahmed Kurey getirildi.

11 Eylül: İsrail, Yaser Arafat’ı öldürmek için ilke kararı aldı.

8 Aralık 2003: İsrail’in inşa ettiği duvarın meşruiyeti konusu, Uluslararası Adalet Divanı’na taşındı. Adalet Divanı, İsrail’in ‘güvenlik duvarını’ uluslararası hukuka aykırı buldu.

2004: Filistin’de, İsrail’in saldırıları dışında, özellikle güvenlik birimleri arasında iç çatışmalar ve yolsuzlukla mücadele için reform tartışmaları öne çıktı.

6 Haziran 2004′te İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un Gazze’den tek taraflı çekilme planını, İsrail kabinesi tarafından prensipte onaylandı.

Filistinli grupların eleştirdiği plan, 2005′in sonuna kadar Gazze Şeridi’ndeki 21, Batı Şeria’daki 4 Yahudi yerleşim birimini aşamalı olarak boşaltmayı öngörüyor.

Büyük Ortadoğu Projesi

Kategori: Dünyadan, Savaşlar — gereksizbiri @ 7:26 am

Büyük Ortadoğu Projesi , resmi adıyla Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi.

Büyük Ortadoğu Projesi, ABD‘nin batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya veMoğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası’ndan Somali’ye kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir “islam coğrafyası” dönüşüm stratejisi olup, bu alanlarda uzun vadeli bir değişimi hedeflemektedir. ABD’nin Donald Rumsfeld, Dick Cheney, Paul Wolfowitz,Richard Perle ve William Kristol öncülüğünde, 1997′de oluşturduğu ‘Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin (PNAC) bir alt unsurudur.

ABD Kongresinin 1957’de kabul ettiği Ortadoğu’da Barış ve İstikrarı Koruma başlığını taşıyan ve Eisenhower Doktrini olarak anılan kararı bugünkü BOP’tan farklı değildir.

BOP’a ilişkin bütün değerlendirmeler, NNSS 02 olarak kodlanan Ortadoğuda ABD’nin Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi: Bir 11 Eylül Sonrası Analizi, (New National Security Strategy of The USA in the Middle East Apost September 11 Analysis) adlı belgeye dayandırılmaktadır.

ABD Hükümeti bu politikasını farklı yollarla açığa çıkarmaya başlamış ve önümüzdeki 10 yılda ABD- Orta Doğu Serbest Ticaret Alanı önerisi ve Aralık 2002’deki Orta Doğu Ortaklık Girişimi bünyesinde destek programları bunlardan birkaçını oluşturmuştur.

Ulusal Demokrasi Desteği’nin (National Endowment for Democracy) 20. yılında ABD Başkanı tarafından geliştirilen ve 2004’teki State of Union konuşmasında daha da genişletilen, en son olarak da, G-8 Zirvesi için hazırlanan ve Al-Hayat Gazetesinde 13 Şubat 2004’te yayınlanan çalışma kağıdı Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 2002 ve 2003 Arap İnsani Kalkınma Raporları’nda belirtilen ‘eksikliklere’ dayandırılmıştır.[2]

ABD Büyük Orta Doğu Projesini, desteğini almak istediği G-8’i oluşturan Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Kanada, İngiltere ve Rusya’ya iletmiştir. Bu ülkelerde mercek altına alınan proje, Haziran 2004’te Amerika’da, G-8 zirvesinde ele alınmıştır

Orta Doğu

Orta Doğu, güney batı Asya’da, tarihsel ve kültürel yakınlığı olan ülkelerin oluşturduğu bir bölgedir. Arap ülkeleriyle Arap olmayan üç ülkenin (Türkiye, İran ve İsrail) oluşturduğu alandır. Bazen Yakın Doğu olarak da adlandırılır.

Bu tanıma göre Orta Doğu ülkeleri Azerbaycan,Turkiye, Suriye, Irak, Ürdün, İsrail, Lübnan, İran, Suudi Arabistan, BAE (Birleşik Arap Emirlikleri), Umman, Kuveyt, Bahreyn, Yemen’dir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu‘na ait olan bölgenin İngiltere ve Fransa arasında 16 Mayıs 1916 tarihinde yapılan Sykes-Picot Antlaşması ile iki ülke arasında paylaşılmasını öngörülmüştür. Bölgenin idaresi savaş sonunda 25 Nisan 1920′de alınan BM kararıyla, manda hakimiyeti ile yönetimi İngiltere’ye verilmiştir.

Yeni Dünya Düzeni

İlk kez ABD Başkanı George Bush tarafından Ağustos 1990′da, düzenlediği bir basın toplantısında söylenmiştir.[5]

Yeni Dünya Düzeni aynı zamanda, Soğuk Savaş süresince varolan fakat diğer mega-tehlikelerin öneminden dolayı su yüzüne çıkamayan sayısız mikro-problemin dünya toplumlarına ve siyaset tablosuna yerleşmesini de beraberinde getirmiştir.

Büyük Ortadoğu Projesi ile ABD’nin Amacı

Fransa Yeşiller grubunun önemli liderlerinden biri Yves Cochet İnsani ve demokratik giysilere sokulan ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi, aslında bölgedeki tüm petrol musluklarına el koymaya yönelik bir girişimdir. diyerek, petrol kadar enerjetik, kullanımı, stoklanması, nakliyesi kolay, kullanım alanları çeşitli bir başka sıvı keşfetmeye zaman kalmadığını, zaten bir başka evrensel enerji kaynağına ilişkin yatırımların da, on yıl içerisinde 100.000 milyar dolar civarında para gerektirdiğini; kısacası, dünyayı bekleyen bir krizin kaçınılmaz olduğunu dile getirmiştir.. [6]

Bu geniş coğrafya, dünya enerji kaynaklarının çok büyük bir bölümüne sahiptir. Bu anılan geniş bölgede farklı uluslar, kültürler, diller ve dinler yaşamaktadır. Bu alanlarda ABD ekseninde bir “düzen ve istikrarı” kurmak ve egemen kılmanın, bir bakıma dünya egemenliğini büyük bir dayanağa ve güvenceye kavuşturmak anlamına geleceği kabul edilmektedir. Başta petrol olmak üzere doğalgaz, su gibi temel maddelerin denetim altına alınması, nakil yollarının denetlenmesi demek, aynı zamanda, olası rakip devlet veya devlet gruplarının önünün kesilmesi anlamına gelmektedir.[7]

İkinci hedefin enerji kaynaklarının ele geçirileceği ve daha şimdiden bölge petrollerinin %40’ı olan Irak petrolleri, Afganistan’daki zengin uranyum kaynakları fiilen olmak üzere el değiştirdigi bu durumun dünya bor tuzlarının %75 ine sahip bulunan Türkiye Cumhuriyeti ‘ni de yakından ilgilendirdiği belirtilmektedir.[8]

Bir başka hedefin ise küresel sömürü aracı olan nitelendirilen doların mevcut hegemonyasının sürdürülmesi isteğinin olduğu görüşüdür.

ABD Yayılma Siyaseti

ABD’nin yayılmacı siyasetinin arkasında şu nedenlerin yattığı gösterilmektedir: [12]

  • ABD’nin endüstri ve ziraati ihtiyacın ötesinde büyümüştü. James G. Blaine gibi iş camiası ve siyasetin önde gelen figürleri daha fazla ekonomik büyüme için yabancı pazarların gerekli olduğu olduğu ve bunun içinde saldırgan bir dış politika izlenmesi gerektiğine inanmaktaydılar.
  • Ernst Haeckel’in “biyogenik yasa”sına dikkat çeken John Fiske, Anglo-Saxon ırki üstünlüğü teorisini öne sürmüş, Josiah Strong ise geri ulusları “medenileştirmek ve Hristiyanlaştırmak” gerektiği çağrısını yapmıştı. Bunlar Amerikan siyaset düşüncesinde bazı gruplarda giderek büyüyen Sosyal Darvinizm ve ırkçılığın da tezahürleriydi aynı zamanda.
  • Frederick Jackson Turner’in geliştirdiği “Öncülük Tezi”. Amerika’nın öncülüğü medeniyet için gereken yaratıcılık ve gücü (virility) taşımaktaydı. Çoğu insan Amerikan ruhunun sürdürülmesi için denizaşırı yayılmacılığının hayati olduğuna inanmaktaydı.
  • Alfred T. Mahan’ın 1890′da yayımlanan “The Influence of Sea Power upon History” adlı eseri ABD’nin “dünya gücü” konumunun yükselmesi için gereken üç unsur olduğunu öne sürmüştü: Güney Amerika’da bir kanal inşası (Panama Kanalının inşası fikrinin de kaynağıdır), ABD deniz gücünün genişletilmesi ve Pasifik’de Çin ile ticareti geliştirmek için ticari/askeri bir yapı, karakol inşası. Bu yayın Roosevelt gibi başkanların politikaları ve daha güçlü bir deniz kuvvetlerinin kurulması konusunda etkili olmuştu.

Küresel Enerji

ABD ekonomik gücünün temel kaynağı olan enerji ihtiyacının karşılandığı bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamaya mecburdur.

Bradley A.Thayer tarafından Bar-Ilan Üniversitesi’ne bağlı ‘Begin-Sedat Stratejik Çalışmalar Merkezi’ ıçın yapılan (Aralık 2003) Amerikan Barışı ve Ortadoğu başlıklı inceleme sonuçları şöyledir;

a.ABD’nin büyük stratejisi, ‘egemen güç üstünlüğünü’ esas alır. Egemenlik, bir devletin askeri gücüyle kalanlara hakim olduğu uluslararası politika şartlarıdır. Amerikan egemenliği, diplomatik-ekonomik-askeri çıkarlarını geliştirme, uluslararası ortamı şekillendirme ve düşünceleri yayma yeteneği kazandırır.

b. Ortadoğu küresel enerji kaynaklarının en önemli merkezi ve ihracatçısıdır

  1. Dünyanın kanıtlanmış doğalgaz rezervlerinin ise yüzde 34′ü de Ortadoğu’dadır.
  2. Petrol tüketimi 2003′te günde 66 milyon varilken, 2020′de 119 milyon varil olacaktır.
  3. Ortadoğu petrolünün kalitesi bir hayli yüksek ve maliyeti de ucuzdur.
  4. Ortadoğu dünya petrol rezervlerinin yüzde 65.4 üne sahiptir. Bu rezerv 1.047 milyar varildir. Mısır, Cezayir, Libya ve Tunus rezervleri de eklenince toplam, rezerv dünya rezervlerinin yüzde 69.6 sına ulaşmaktadır.
  5. Ortadoğu’nun potansiyel rezervleri ise 252.5 milyar varildir.
  6. 2002 Yılında Ortadoğu küresel petrol ihtiyacının yüzde 41.4 ünü karşılamıştır.
  7. Geleceğin küresel petrol ihtiyacını karşılayabilecek ve bu maksatla üretimi artırabilecek bölge Ortadoğu’dur.
  8. Kuzey Amerika’nın 2025′e dek Ortadoğu’dan alacağı petrol yüzde 85 artacak, bunun büyük bir kısmı ABD’de tüketilecektir.
  9. 2025′e kadar Avrupa’nın Ortadoğu’dan petrol alımı yüzde 57, Japonya’nın yüzde 50, Pasifik’teki gelişmekte olan ülkelerin yüzde 100 ve Çin’in ise yüzde 500 artacaktır.[13]

ABD eksenli kapitalist bloğu Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) türünden yeni senaryolara iten 4 temel tehdidin söz konusu olduğu düşünülmektedir.

1. Çağdaş tatminsiz bireyin arayışı sürecinde “İslami yönelişin adresini saptırmak”

2. Dünyanın ekserisini ilgilendiren fakirlerin isyanı.

3. Diğeri ise sayısal olarak dünya nüfusunun azınlığını teşkil etse de, harekete geçirebileceği değişim dalgalarının çapı ve derinliği itibariyle aslında kapitalizmi “içerden” değişime uğratma dinamiğini de barındıran, kapitalizmin içinde bulunduğu tatminsizlik.

4. Petrol ve su kaynaklarının güvenliğini garanti altına almak

Bu 4 ana sorun ile BOP arsında iki aşamalı bir ilişki olduğu düşünülmektedir. Nihai mal ve hizmet satışı, bir yandan da üretim girdisi temini anlamında yeni pazar yaratmak ve de yeni kapitalist dinamik ve varsayımların Çin eksenli coğrafyadan gelişimini önlemek. Kısaca ana amaç Asya eksenli bir medeniyet başkaldırısının önünü kapatmak.

Ancak ABD’nin projeyi hayata geçirmede ciddi sıkıntılarla karşı karşıya geleceği ve büyük ihtimalle başarılı olamayacağı çünkü projenin temel felsefe itibariyle özellikle “Ortadoğu” olarak kabul edilen Arap dünyasındaki mevcut yönetimleri karşısına aldığı ifade edilmektedir.

Petrol

Ana maddeler: Petrol, Petro-dolar ve İran Petrol Borsası

Her gün tüm dünyada tüketilen petrolün % 55’i, yani 43 milyon varil, ithalat ihracat yoluyla el değiştirmektedir. Küresel petrol akımlarının güvenliği, ABD’nin stratejik bir önceliğidir. Günde 35 milyon baril petrol, Süveyş Kanalı, Hürmüz (13 milyon), Malakka (10 milyon), Bab el Mandeb, İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçmektedir. Bunlara, Kızıldeniz ve Akdeniz’e akan 4 adet petrol boru hattı da eklenmelidir. Suudi Arabistan’ı batıdan doğuya geçip Yambu limanına varan hat, günlük 5 milyon barillik kapasiyesiyle en önemli olanıdır. Daha düşük kapasiteli bir diğer hat ise, Irak’tan Ceyhan’a ulaşmaktadır. [15]

2025 yılına gelindiğinde, ABD’de tüketilen petrolün % 71’i, Batı Avrupa’dakinin % 68’i, Çin’dekinin % 73’ü kendi ülkeleri dışından sağlanacaktır. Enerji gibi yaşamsal bir sektörde oluşan ve gitgide artan bu dışa bağımlılık, Orta Doğu, Afrika, Orta Asya’da, büyük güçler ve petrol şirketlerinin kendi aralarında başlatmış oldukları petrol savaşını ve Irak savaşını da izah etmektedir. [16]

ABD ekonomistlerinin yaptıkları hesaplamalara göre, küresel petrol ihtiyacı 2030 yılına kadar her yıl % 1.6 oranında artarak günde 75 milyon varilden 120 milyon varile yükselecektir. ABD 2029 yılında ithal edilecek petrol için yılda 150 milyar Dolar ödemek zorundadır. Bu tarihte Çin’in petrol ihtiyacı yüzde yüz artacak, AB ülkeleri tükettikleri petrolün % 92’sini ithal edecektir. Dünya nüfusunun % 5’ni oluşturmasına rağmen, dünya gelirinin % 40’nı kontrol eden ABD için enerji akışının sürekliliğini ve enerji kaynaklarının bulunduğu bölgede istikrar ve güvenliği sağlamak bir zorunluluk olarak algılanmaktadır.

100 ABD Doları

100 ABD Doları

1945 yılında, ABD Başkanı Roosevelt ve Suudi Kralı arasında imzalanan antlaşma ile Amerikan şirketlerinin Suudi petrolü üzerindei hakimiyetini başlatan adımı atılmıştır. İran’da Roosevelt ailesinden CIA Tahran İstasyon Şefi Kim Roosevelt ile Şah’ın dostu, 1991 Körfez Savaşı ABD Ordusu Komutanı Schwarzkopf’un babası General Norman H. Schwarzkopf’un öncülüğünde, İran petrolünü millileştiren Musaddık bir darbeyle devrilmiş, ülkeden kaçmış olan Şah geri getirilmiş, askeri polislikten gelme General Schwarzkopf Savak’ı eğitmiş ve İran petrolü de Batılı şirketler arasında yeniden paylaştırıldı. Sonraki yirmi yıl içinde de, Ortadoğu petrolünün yüzde 65’i Amerikan şirketlerine geçmiştir. [17]

11 Eylül 2001 Saldırıları

Ana maddeler: 11 Eylül 2001 Saldırıları, Terörizmle Savaş ve Irak Savaşı

11 Eylül saldırılarından sonra Orta Doğu’da siyasi ve iktisadi haklarından mahrum kalanların sayısının artmasıyla bölgede aşırı uçların, terörizmin ve organize suçun güçlendiği görüşü ABD’de hakim olmuştur. Bu sebeple 11 Eylül Olaylarından sonra ABD Başkanı George W. Bush tarafından Terörizmle Savaş kampayası başlatılmıştır.

ABD başkanı Bush, potansiyel olarak tarihsel bir kapsamı olan Büyük Orta Doğu için bir plan önermiştir. Söz konusu planda bu bölgenin Amerika’nın dış politikasındaki önemi vurgulanmaktadır

Bu amaçların gerçekleştirilmesi için George W. Bush’un güvenlik danışmanı (şuan dışişleri bakanı) Condoleezza Rice’nin de söylediği gibi Türkiye dahil olmak üzere bölgedeki 22 ülkenin sınırlarının değişmesi gerektiği ve bunun ilk adımlarının da Afganistan ve Irak’ın işgalleri ile atıldığı dile getirilmiştir. [18][19][20]

CIA’nın eski direktörü James Woolsey de; Bu, teröre karşı bir savaş olmanın ötesinde, bizim 20. yüzyıl boyunca inşa edip savunduğumuz liberal uygarlığı tehdit eden Arap ve Müslüman dünyasına demokrasi götürme savaşıdır. Bu savaş, tarihsel nedenlerle demokrasiye geçemeyen Ortadoğu’nun çehresi tamamen değişinceye dek sürecektir. Amerika son yüzyılda 4 kez ayağa kalkmıştır. (1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı, Kore Savaşı ve Vietnam Savaşı), Bu savaş, bölgeye özgürlük getirene dek sürecektir. demiştir.

Pentagon’la ilişkili Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi “American Armed Forces Journal”da adlı dergide neocon akımın önde gelen isimlerinden emekli Albay Ralph Peters tarafından kaleme alınan “Kanlı Sınırlar” başlığıyla yayınlanan makale açıkca Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Peter yazıda; demokrasiyi yaymak ve terörün kökünü kazımak için Ortadoğu’da sınırların yeniden belirlenmesi gerektiği”, Churchill’in mirası olan bu yapay sınırların istikrarsızlığa yol açmakta, yeni sınırlar etnik köken ve din ekseninde yeniden çizilmelidir diyerek devletin amacını dile getirmektedir.[21]

20 Mart 2003 tarihinde ABD ve müttefikleri İngiltere, İtalya, Polonya, Avustralya’nın desteğiyle Irak Cumhuriyeti’nin işgal edilmesi ni ABD eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld: Irak’la olan sorun petrol yüzünden değil, Irak sorunu ülkenin kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olmasından ve gelecekte de nükleer silah edinmesi tehlikesinden kaynaklanıyor. şeklinde ifade etmesine rağmen, Irakta kimyasal ve biyolojik silah ve tesis bulunamamıştır.[22]

Bu işgal öncesi ABD Türkiye’ye biçilen rolün gereği olarak Türkiye’den Silahlı kuvvetlerinin konuşlanması ve Kuzey Irak’a geçişi için talepte bulunmuş ancak bu talep 1 Mart tezkeresi ile reddedilmiştir.[23]

BM silah müfettişlerinin eski şefi Hans Blix, 6 Nisan 2004 tarihinde, Irak savaşı ve sonuçlarının, hem Iraklılar hem de bütün dünya açısından Saddam Hüseyin diktatörlüğünden daha kötü olduğunu söyleyerek, ABD işgalinin Irak’ta tam bir kaos ortamı oluşturduğunu vurgulamıştır.

20 Mart 2003′te başlayan işgalin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, Irak’ta henüz direniş sona ermiş değildir. Aksine direniş her geçen gün daha da artmaktadır.

BM Arap İnsani Kalkınma Raporu

ABD’nin kendi projesini hazırlarken yararlandığı BM Arap İnsani Kalkınma Raporu’nda, Arap dünyasının kalkınması önündeki en önemli engelin İsrail işgalinin olduğunu savunmakta ve İsrail’in Arap topraklarını işgal etmesini şiddetli bir dille eleştirmektedir.

Büyük Orta Doğu Projesinde bu görüşe yer verilmemiştir. Arap dünyasında, daha çok sol eğilimlilerin benimsediği görüşe göre, İsrail işgali, totaliter yönetimlerin yayılmasına neden olmuştur.

Büyük Ortadoğu Projesinde Türkiye’nin Rolü:

Akademik ve siyasi çevreler Türkiye’nin BOP içerisindeki rolünün Büyük Ortadoğu Jandarma Komutanlığı şeklinde düşünüldüğünü kaydetmektedirler.[24] [25]

Soğuk Savaş sonrasında uluslararası sistemde yaşanan boşlukları doldurmak üzere uluslararası toplum Avrasya’dan başlamak üzere ABD tarafından, ideolojisi olan Anglo - Sakson kapitalizmini yeniden yapılandırılmaya tabi tutmuştur.

Emperyal güçlerin Ortadoğu’ya ilişkin planları yeni olmadığı, 20. yüzyılın ilk çeyreğinden sonlarına kadar Türkiye’nin emperyalist sistemin uç kalesi olarak tasarlandığı ve SSCB’ye karşı kullanıldığı belirtilmektedir. Ortadoğu’nun S.S.C.B. nüfuz alanına girmemesi için Türkiye bölgede etkili bir silahlı güce dönüştürülmüştür. İkinci Dünya Savaş’ı sonrasında Türkiye’nin Soğuk Savaş’ta rolünün ne olacağı tartışılırken Türkiye’nin NATO üyeliğine karşı çıkan İngiltere, yeni bir proje ileri sürmekteydi. İngiltere, bir “Ortadoğu Komutanlığı Projesi” ileri sürmekte ve Türkiye’nin bu proje içinde Batı’nın çıkarlarını savunması gerektiğini düşünmekteydi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ortadoğu’nun SSCB’ye karşı savunulmasını bizzat Türkiye’nin üstlenmesini istemekteydi: Ortadoğu’nun savunulmasıyla olan ilgisi dolayısıyla, Birleşik Krallığın, bu bölgenin savunmasında Türkiye ile işbirliği yapmakta özel menfaati vardır… Türkiye’nin Orta Doğu’nun savunmasında kendisine düşen rolü oynaması üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Türk Hükümeti de bu görüşü paylaşmaktadır. Dünyanın bu önemli bölgesinin güvenliği için yapılan planlara Türkiye’nin katılması için gerekli çalışmaların bir an önce tamamlanmasını ümit ederim.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes Ortadoğu’da Barış ve İstikrarı Koruma planı ile ilgili olarak yaptığı …Çünkü, istikrar ve milletlerin istiklali gayesini güden garb devletlerinin siyaseti bakımından, Türkiye, bu bölgede büyük ehemmiyet arzetmekte ve bu bakımdan gerekli vasıfları haiz bulunmaktadır… Eisenhower Doktrini’nin doğruluğu ve sakatlığını tarih huzurunda… Amerika’nın bu planda ve bu hesapta, Türkiye Cumhuriyeti’ne vereceği yer, mevki ve ehemmiyet tayin edecektir. açıklaması ile Hükümetin ABD’!nin Türkiye Cumhuriyeti’ne biçtiği rol için hazır olduğunu açıkça dile getirmektedir.

Anıl Çeçen başta olmak üzere siyasi ve akademik çevreler bölgede yeni bir Osmanlı İmparatorluğu kurulacağını ama bunun Türklerin kuracağı bir Osmanlı İmparatorluğu değil, Amerikalıların kuracağı bir Osmanlı İmparatorluğu olacağını; bu yeni Osmanlı yapılanmasının federasyon ya da konfederasyon şeklinde ortaya çıkabileceğini ve ABD’nin planında yer alan Yakın Doğu Konfederasyonunun İstanbul merkezli olacağını dile getirmektedirler. [26]

Zbingniev Brezinski, Türkiye Karadeniz bölgesini istikrar içinde tutar, Akdeniz’e girişi kontrol eder, Kafkasya’da Rusya’yı dengeler, hâlâ Müslüman fundamentalizmine karşı panzehirdir ve NATO’nun Güney kanadının dayanağıdır diyerek ABD’nin Türkiye için biçilen role işaret etmiş, 20 Nisan 2005′te Işık Üniversitesi ile Demokratik İlkeler Derneği tarafından düzenlenen ve Işık Üniversitesi öğretim üyesi emekli büyükelçi ve MİT Müsteşarı Sönmez Köksal’ın yönettiği Büyük Ortadoğu Projesi Panelinde, araştırmacı-yazar Andrew Mango, müdahaleci politikası dolayısıyla Amerika’nın bügünkü yönetiminin AB ülkelerinde eleştirildiğini ve kaygıya neden olduğunu belirtirken, bütün gelişmiş ülkelerin Büyük Ortadoğu’daki çıkarlarının örtüştüğünü söylemiştir.

Petrol şirketleri ve gelişmiş ülkeler arasındaki rekabeti abartmamak gerektiği üzerinde duran Mango, gelişmiş ülkelerin asıl çıkarlarının Ortadoğu ülkeleriyle normal iş ilişkileri kurmak olduğunu söyledi. Bu nedenle bölgede düzene ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Mango, Ortadoğu ile ilgili tüm girişimlere ideolojik açıdan bakmak yerine maliyet-kar analizinin önemini vurgulamıştır.

Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri için önemli bir örnek teşkil ettiğini söyleyen Dışişleri Eski Bakanı Emre Gönensay Ortadoğu bölge halklarının kendi kaderlerini belirlemeye başladığını, Amerika’nın Ortadoğu’daki hedefinin istikrardan ziyade, demokrasiyi bölgeye getirmek olduğuna da değindi.

Liberizasyon ve 24 Ocak kararları

Ana maddeler: 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül Darbesi

Siyasal iktidarın, BOP’ni uluslararası meşruiyet kazanma aracı olarak gördüğü ve 1980’li yıllarda Ortadoğu’ya, 1990’lı yıllarda Orta Asya ve Kafkaslara model olarak sunulan Türkiye’nin, söz konusu modelliğin ötesinde “Büyük Ortadoğu” bölgesinde doğrudan Amerikan dizaynlarının hayata geçirilmesinde rol üstlendirileceği kamuoyunda ve siyasi areneda hakim görüş halini almıştır.[28]

1983-1996 arası ABD yanlısı güçlerin kontrolü altındaki siyasi ve büroktatik kadroların belli bir planı uygulamaya koydukları; bunun için öncelikle dışişlerinde kendilerine hizmet edecek adamlar elde edip sonra üniversiteleri kullanarak gençliğe yöneldiklerini; BM, Dünya Bankası ve AB fonlarının büyük kısmının gençlere ve kadınlara yönelik kullandırıldığının; Önce gençler üzerinde, bizden bir şey olmaz, Türkiye berbat bir ülke, yaşanmaz imajıyla aşağılık kompleksi oluşturulup sonra da her bakımdan kayıtsız şartsız kendilerini kabul eden genç gruplar oluşturdukları, misyonerlik faaliyetlerine hız verdikleri kaydedilmektedir. [29][30]

T. Özal

T. Özal

Başbakan Erdoğan, Bush ile 28 Ocak 2004′te Beyaz Saray’da yaptığı görüşmenin ardından, “Türkiye’nin, sınırları genişleyen ve demokratik değerlerin yerleştirilmesi öngören bu projeye destek verdiğini, Türkiye’nin projede anahtar rol oynayacağını” söylemiştir.[31]

ABD karşısındaki engelin Cumhurbaşkanı olduğu ifade edilmektedir. Mısır’ın Ankara Büyükelçisi, kendisiyle yapilan söyleşide, Büyük Orta Doğu planı çerçevesinde, Türkiye’nin model olma rolü konusunda ; ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ikide bir, Türkiye’nin ılımlı bir İslam ülkesi modeli olduğunu ve diğerleri tarafından örnek alınması gerektiğini söylerken Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, her fırsatta ülkesinin böyle bir rolü üstlenmeyi arzulamadığını vurgulamaya özen göstermektedir. demiştir. [32]

Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer; Türkiye, Büyük Ortadoğu Projesi’nde model rolünü üstlenmek istemiyor. diye beyanat vermiştir.

NATO ve Almanya

Soğuk savaş döneminin sona ermesi ile NATO’nun güvenlik ve tehdit anlayışında da değişiklikler meydana gelmiş, stratejisinde eskiden var olan tek yönlü büyük çaptaki kütlesel tehdit yerine, değişik bölgelerde ortaya çıkabilecek politik, ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları olan riskler ve bunlara karşı alınması gereken önlemler ön plana çıkmıştır.

BOP’a karşı olmadıklarını 2004’ün Şubat ayında ABD’nde Bush ile görüşmesinde açıklayan Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder; 21. yüzyılda Alman-Amerikan Birliği başlıklı ortak açıklamada, Avrupa ve ABD olarak, Ortadoğu’daki devletler ve halklarla birlikte çalışılıp adil hedeflere ulaşılması ve barış içerisinde yan yana yaşamın sağlanması için gerçek bir ortaklık kurulması gerektiği, Avrupa olarak, Yakın ve Ortadoğu’daki dost ve müttefiklerle birlikte bu çabaların yakından paylaşılıp kararlaştırarak, G8’ler, AB-ABD Zirvesi ve hazirandaki NATO Zirvesi’nde, bölgede gerekli olan reformlar için reaksiyon göstermek ve somut öneriler üzerinde çalışılması gerektiği dile getirilmiştir.

NATO

NATO

21. yüzyılın ilk yarısında NATO‘nun stratejik açıdan odaklandığı konu; Büyük Orta Doğu, Irak, Afganistan, Akdeniz ve İsrail-Filistin konuları olup mücadelede global anlamda bir mücadeledir.

19 Ekim 2003 tarihinde Prag’da toplanan NATO zirvesinde, “NATO ve Büyük Orta Doğu” konulu konferansta söz alan ABD temsilcisi Nicholas Burns, şu noktaların altını çizmiştir: NATO’nun görevi Avrupa ve Kuzey Amerika’yı savunmaktır. Sadece Batı Avrupa, Merkezi Avrupa veya Kuzey Amerika’da kalarak bunun mümkün olabileceğine inanmıyoruz. Askeri güçlerimizi doğuya ve güneye yaymalıyız. NATO’nun geleceği, doğuda ve güneydedir. Dolayısıyla, NATO’nun geleceği Büyük Orta Doğu’dadır..

II. Dünya Savaşı sonrası dünya barışını ve güvenliğini sağlamak için izlenen iki stratejiden birincisi Kolektif Güvenlik sistemi kurmak, ikincisi de askeri ittifaklar kurmak olmuştur. Birincisinin ana temsilcisi Birleşmiş Milletler ikincisinin ise NATO olmuştur.

1949 yılında kurulan NATO, Sovyet tehdidine karşı kurulmuş ve Kuzey Atlantik ve üye ülkelerin coğrafyasını korumakla görevlendirilmiş bir askeri ittifaktır. NATO hedef aldığı Sovyetler tehdidini siyasal ve askeri stratejilerle kan dökülmesine sebep olmadan yok etmiştir. Bundan sonra NATO için iki yol vardı. Dağılmalı veya Sovyet tehdidinin yerini alan yeni tehditlere karşı, yapısının düzenlemesi ve varlığını sürdürmesi. NATO için ikinci yol benimsenmiştir.

NATO’nun çok yakın gelecekte üstün yetenek ve eğitime sahip askeri gücü olan orta boy bir Birleşmiş Milletler yapısına bürüneceği görüşü savunulmaktadır.[33]

Bu gelişmeler, NATO’nun BOP’da askeri güvenlik gücü olarak yer alacağının ilk işaretleridir.[34]

Modellerin çöküşü

Lübnan modeli

Lübnan, etnik-dini çoğulculuğu, diğerlerinden ayrılan demokrasi ve birlikte yaşama deneyimleriyle, liberal ekonomi deneyimi ve potansiyeli ile Amerika’nın Arap dünyasına önerdiği modellerden biri olmuştur.

Suriye’den kopartılmış ve İsrail ile ilişkileri düzelmiş bir Lübnan, İsrail’in varlığının da en önemli güvencelerinden biri olması beklenmştir ancak kaçırılan iki askerin ardından Lübnan’ı yerle bir eden İsrail sayesinde bu modelde güvenilirliğini yitirmiştir.

Irak modeli

Büyük Ortadoğu Projesi ile İlgili Düşünceler

Olumlu düşünceler

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek…[35]

Olumsuz düşünceler

Türkiye hakkında dışarıda hazırlanan stratejiler, uygun zaman dilimlerinde bölümler halinde uygulamaya konuluyor.. Toplumun çeşitli kesimleri, değişik zamanlarda, değişik kombinezonlarla devreye sokuluyor ve adım adım Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) doğru yol alınıyor..[36]

Tekrar ana konuya dönelim ve bunun adını koyalım: BOP, GOP ne derseniz deyin. Bunun iki tarafı var, birisi haç, birisi hilal. ABD Başkanı Bush seçimlerin hemen arkasından «Biz haçlı savaşı veriyoruz» diye telaffuz etti, sonra nahoş bir manzara çıkınca dünyanın önünde, kalktı bunu tamir etti, «Yanlış anlaşıldım» dedi. Bu « Yanlış anlaşıldım » tâbiri siyasetçi tarafından kullanıldığında, «Ben sizi aldattım» demektir.[37]

Amerika’nın Büyük Ortadoğu projesinin Bush’un 2002 Birliğin Durumu konuşmasında ilan ettiği, İran, Irak ve Kuzey Kore’yi hedefleyen “şer üçlüsü” söyleminin bir uzantısı olduğu ortada. Şer üçlüsü söyleminin pratik uygulaması Irak’ın topyekün imha edilmesiydi. Anlaşılan o ki Büyük Ortadoğu projesi de öncelikle İran ve Suriye gibi ABD yörüngesinde olmayan ülkeleri hedefleyecek. Aynı oyunun ikinci perdesi sahne alıyor. [38]

Yemen nasıl bir ülke bir fikriniz var mı? Hemen söyleyeyim, bırakın demokrasiyi, modern hiçbir toplumsal-siyasal kavramın kıyısından geçilmeyen, feodal yapının dimdik ayakta durduğu bir ülke. Kâğıt üzerinde laik denilebilecek bir cumhuriyet, ama kâğıt üzerindeki kurallar ile toplumsal hayat arasında uçurumlar var. Kadınların örtünme mecburiyeti yok, ama ülkede toplam 15 başı açık kadın varmış…Diğer taraftan, bakın kimse, Yemen’in uyuşturucu bitki üretiminden söz etmiyor. Duymuşsunuzdur, Yemen’de üretilen ve yaygın olarak tüketilen ‘gat’ diye denilen uyuşturucu bir bitki var (gat),Suriye gibi maraza çıkarılmak istenen bir yer olsaydı da, ‘gat’ konusu nasıl bir ‘narkotik’ suç mevzusu olarak büyütülüyordu görürdünüz…Konu, Büyük Ortadoğu Projesi adı altında yürütülen ikiyüzlü emperyalist politikalar. ABD‘nin peşine takılan ülke ‘demoktratik’, takılmayan istibdat ilan ediliyor. [39]

Amerika”nın yeni projesinin, örneğin Mısır ve Suudi Arabistan”da aynı şekilde uygulanamayacağını vurgulayan Abdul Nasır, Mısır”ın daha demokratik, daha açık bir toplum olduğunu, Suudi Arabistan”ın ise farklı bir yapı arz ettiğini dile getiriyor. Mısır”daki demokratik yapının yeterli olduğunu söylemenin mümkün olmadığına da işaret eden Abdul Nasır, halkın yönetim üzerinde daha fazla söz sahibi olması gerektiğini ifade ediyor. Büyük Ortadoğu Projesi”nde asıl hedefin Suudi Arabistan olabileceğine değinen Abdul Nasır, Irak”a atıfta bulunarak demokrasi getirmek için bir ülkenin işgal edilemeyeceğini vurguluyor.[40]

AB’nin yetkili kişilerinde, siyasilerinde ve bürokratlarında Recep Tayyip Erdoğan’ın AB konusunda samimiyetsiz olduğu şeklinde çok ciddi bir endişe değil bir fikir belirmeye başladı. Türkiye’ye tarih vermek istemelerinin önemli sebeplerinden biri de Recep Tayyip Erdoğan’a Türkiye’yi bırakmamak. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan’ın samimiyetsiz olduğu ve yavaş yavaş Büyük Ortadoğu Projesine ve Amerika’ya doğru kaydığını düşünüyorlar.[41]

1 Mart tezkeresi ile ilgili bazı bilgiler benimle beraber mezara gidecek. Ama, o zaman ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinde Türkiye’nin yerine bakarsanız olayı anlarsınız.’ diyerek ve de 1999, terörle mücadele tarihimiz açısından bir dönüm noktasıdır. Öcalan bu tarihte Amerikalıların yardımı ile yakalandı. Öcalan’ın yakalanması ile Talabani ve Barzani alternatifsiz kaldı, Kuzey Irak’taki PKK gücü tasfiye oldu. Bunlar (Talabani ve Barzani) ABD’ye daha çok bağlandılar ve koltuğumuzdan çıktılar. Amerika Öcalan’ı bize teslim ederken, bunlara ciddi bir avantaj sağlarken, terör örgütünü istediği gibi kullanma imkanını da elde etti. Şimdi yaşadığımız terör tesadüf değil. Şu anda PKK Kuzey Irak’ta ABD’nin kontrolündedir. şeklinde açıklamalarda bulunarak tüm bunların ABD‘nin bir oyunun parçası olduğunu örtülü olarak belirtmiştir.[42]

Yüzyıllardır batı ve doğu kültürleri arasında bir köprü oluşturan Türkiye, uzun zamandır demokratik kurumlara sahip olup siyasi ve ekonomik reformlarını tammamlamış, dinsel açıdan hep hoşgörülü davranmıştır. Büyük avrupa ailesine tam üyelik yolunda ilerleyen Türkiye’nin tarihi, Büyük Orta Doğu bölgesindeki uluslar için başarılı reform örnekleriyle doludur.[43]

Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi; Amerikan Girişim Enstitüsü, Hudson Enstitüsü ve Reagan Hükümeti’nin tutkularıyla beslenip Bush’un yönetiminde neo-con’ların önderliğinde ortaya çıktı. ABD terörizmi tarafından ulusların ve bireylerin güvenliğine yönelik tehdit, 2000 yılında yazılmış ve yeni açığa çıkarılmış bir belgede, kehanet derecesine varan ayrıntılarla anlatılıyor. Orada, Amerika’nın insanlığın ve dünya kaynaklarının çoğunluğuna egemen olmak için ihtiyacı olanın, “yeni bir Pearl Harbor gibi yıkıcı ve hızlandırıcı bir olay” olduğu söyleniyor. İşte 11 Eylül Saldırıları, “çağların fırsatı” olarak nitelenen “yeni Pearl Harbor” oldu.

Bazı önemli tarihler

1994 Aralığında, NATO konseyinin başlattığı Akdeniz Dialogu girişimi, NATO üyesi olan ülkelerin dışında, Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün, Moritanya, Fas ve Tunus’u da bünyesine dahil etti. 1985 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşmasının devamı çerçevesinde, ABD ile İsrail arasındaki tüm ticari engeller kaldırıldı.

Barselona’da 1995 yılında bir araya gelen Avrupa Birliği ve Akdeniz havzası ülkeleri , siyasi, ekonomik, malî, sosyal, ve kültürel boyutlarda Avrupa Akdeniz Ortaklığını başlattılar. Sadece 1995-2000 yılları arasında, AB bu projeye 9 milyar euro ayırdı.

Ürdün, 2001′de ABD ile serbest ticaret anlaşması imzaladı. Tüm gümrük duvarları, 2010 yılından evvel kaldırılmış olacak. Ayrıca Ürdün kralı Abdallah ve Mısır başkanı Mübarek ile ABD’nin Büyük Orta Doğu Girişimini görüşen Fransız cumhurbaşkanı Jacques Chirac, “Orta Doğu’nun modernleştirilmesine ilişkin her girişimin, söz konusu halkların onayıyla yapılması gerektiğini” açıkladı.

Irak işgali ve Türkiye

Kategori: Savaşlar — gereksizbiri @ 7:21 am
Tags: , , , ,

Irak İşgali, 20 Mart 2003 tarihinde ABD ve müttefikleri İngiltere, İtalya, Polonya, Avustralya’nın desteğiyle Irak Cumhuriyeti’nin işgal edilmesi.

Bu işgal öncesi ABD Türkiye’den Silahlı kuvvetlerinin konuşlanması ve Kuzey Irak’a geçişi için talepte bulunmuş ancak butalep 1 Mart tezkeresi ile reddedilmiştir.

ABD Ekonomisi

Ekonomik durgunluğun sonunda ABD’de yoksulluk oranı yüzde 11.7’ye çıktı. Bu, 284 milyon Amerikalının, 33 milyonunun yoksulluk sınırının altında yaşıyor olması anlamına geliyor. Bu rakam, diğer gelişmiş ekonomilerdeki yoksulluk oranları ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek. yoksulluk düzeyi, milli geliri düşük, Pakistan gibi ülkelerle kıyaslandığında bile çok büyük. Nüfusu Amerika’nın yarısı kadar olan, yüzde 33’lük yüksek fakirlik oranına sahip Pakistan’da 46 milyon kişi fakirlik sınırının altında yaşıyor.

Avrupa devletleri ve ekonomik olarak güçlü birçok devlet ihracatının %70 inden fazlasını Amerika’ya yapmaktadır. Amerika bu ülkelerden yaptıgı ithalat için sıcak para akışını kesmiş ve bizim tabirimizle yaz tahtaya al haftaya politikası güderek borçlanmasını dolar bazında tutmuş ve faiz işletmemiştir. Bugün piyasalardaki dolar düşüşü ise tamamiyle Amerika tarafından yapılan bir oyunu olduğu iddia edilmektedir.(dolar düşüyor ve amerikanın borcu azalıyor)

Washington’daki şahinler savaşın kesin ve kısa olacağını öne sürüyorlar. Bağdat’da uyumlu bir rejim yerleştirildiğinde, buradan yüksek miktarda petrol çıkartılacak ve petrol fiyatları düşürülerek ABD ekonomisinde istenen büyüme sağlanmış olacak.15 ŞUBAT 2003 AHMAD FARUQUI turkishtime

ABD’nin Irak İşgali
ABD hala, Saddam bey ve [[Irak] amca] üzerinde, elinde bulundurduğu dünya medyasını harekete geçirmiş ve büyük bir karalama harekâtına girişmiştir. ABD’ye göre, Irak’ta kitle imha silahları vardır ve bu silahlar mutlaka yok edilmelidir. Saddam, ABD’nin tehditleri karşısında boyun eğmiş tüm Irak topraklarını, silah denetleyicilerine açmıştır. BM kitle imha silah denetleyicilerinin hiçbir bulgu bulmamasına rağmen, ABD, 20 Mart 2003 tarihinde, Irak’ı bombalamaya başlamıştır. Bombalamalar aralıksız gece gündüz devam etmiştir. Ve nihayet 9 Nisan 2003 tarihinde Amerikan güçleri Bağdat’a girmişlerdir.

Birleşmiş Milletler silah müfettişlerinin eski şefi Hans Blix, 6 Nisan 2004 tarihinde, Irak savaşı ve sonuçlarının, hem Iraklılar hem de bütün dünya açısından Saddam Hüseyin diktatörlüğünden daha kötü olduğunu söyleyerek, ABD işgalinin Irak’ta tam bir kaos ortamı oluşturduğunu vurgulamıştır.

20 Mart 2003′te başlayan işgalin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, Irak’ta henüz direniş sona ermiş değildir. Aksine direniş her geçen gün daha da artmaktadır.

Büyük Orta Doğu Projesi
Basına deklare edilen, dünya kamuoyuna açıklanan hali ile Büyük Ortadoğu Projesi, ortadoğu ve yakın çevresi coğrafyasında yer alan ülkelerde batılı anlamda demokrasinin sağlanması, terörizmin ortadan kaldırılması, ekonomik ilişkilerin arttırılması ve ekonomik işbirlikleri sağlanarak bölgenin istikrara kavuşturulmasıdır.

Bu projenin çekirdeğinin Türkiye olarak kabul edilmesi. Batı tipi demokrasiyle yönetilen Türkiye, batı ülkeleri tabiriyle “ılımlı islam” bir yönetim altında bu ülkelere önderlik yapacak.

Büyük Orta Doğu Projesi Kapsama Alanı

Büyük Ortadoğu Projesi Batıda Kıbrıs, Türkiye, İsrail, Kuzeyde Kafkasya ve Türki Cumhuriyetler, Doğuda Afganistan, Hindistan, Pakistan gibi çok geniş bir sınırla çevrilmiş olmasına rağmen asıl yoğun uygulamayı Arap yarımadasında bulunan arap ülkeleri yaşayacaktır.

Her ülkenin etnik, dini, siyasi, ekonomik yapısı büyük farklılıklar gösterebildiği için uygulama, ana prensiplerden taviz vermemek şartı ile her ülkeye farklı zaman ve şartlarda uygulanabilecektir.

Globalleşmenin bu evresinde uluslararası toplum, Soğuk Savaş sonrasında uluslararası sistemde yaşanan boşlukları doldurmak üzere Avrasya’dan başlamak üzere yeniden yapılandırılmaya tabi tutulmuştur. Bu yapılandırmanın aktörü ABD, ideolojisi Anglo-Saxon kapitalizmi olup, sürecin meşruiyeti ise zorbalığa yani güce dayanmaktadır. Ortak düşmanın adı net olarak belirginleşmemiş olsa da şimdilerde İslam, daha uzak bir gelecekte ise Çin olduğu anlaşılıyor.

BOP bir yandan nihai mal ve hizmet satışı, bir yandan da üretim girdisi temini anlamında yeni pazar yaratmak, bir yandan İslam ülkelerinin doğal varlıklarını sömürme, öte yandan emperyalistlerin bölgede daha önce kendi elleriyle ördükleri ulusal devletçikleri destablize ederek mal akımlarının serbest hale geldiği tüketim için uygun bir ölçek ekonomisi, devasa bir pazar yaratma hamlesinin adıdır.Yard. Doç. Dr. İbrahim Öztürk

Büyük Ortadoğu’da Suriye bu kadar önemli, İran önemli? Çünkü K.Irak operasyon merkezi olacak, Türkiye olamayacak. Kıbrıs’tan ya da Türkiye’den bir bağlantı kuracaksınız. Sıçrama alanlarınız olacak. Amerikalıların Kıbrıs’tan üs istemeleri de bununla bağlantılıdır. Kuzey Irak’ı Hazar’a bağlamanız gerek. Hazar’a bağlamanız için İran’ın kuzey batısından bir hat kurmanız gerekir. O zaman oradaki Azerileri yahut da Kürtleri ayaklandırmanız gerekir. Kürtleri ayaklandırırsanız İran ordusu bunları ezmeye gelir. Siz de İran ordusuna müdahale edersiniz. Bir gerekçe ortaya çıkar.Emin Gürses, Mahir Kaynak Büyük Ortadoğu Projesi

1 Mart tezkeresinin Reddi ve Etkileri
1 Mart tezkeresi, Irak krizi konusunda Hükümet tarafından 25 Şubat 2003′de TBMM’ye sunulan ve tam adı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi olan tezkere.

Tezkerenin reddedilmesi Amerikalılarda hayal kırıklığı yaratmıştır. Türk hava sahasını, liman ve topraklarını en önemlisi İncirlik Hava Üssü’nü kullanamayan ABD Irak işgali sırasında büyük bir başarısızlığa uğramış ve ağır bir ekonomik ve sosyal fatura ödemek zorunda kalmıştır.

Başkan Bush ve ekibi Amerikan toplumu tarafından dahi büyük ölçüde tepki almış, umduğunun aksine Irak’ta hiç beklemediği ölçüde sivil direnişle karşı karşıya kalmıştır.

1 Mart tezkeresinin reddi ile soğuk duş etkisi yaşayan ABD misilleme olarak Çuval olayını gerçekleştirmiştir.

Çuval Olayı

Çuval Olayı veya Çuval hadisesi, (İngilizce’de The Hood event) 4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde karargah kurmuş bulunan (bir binbaşı komutasında) 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun ve Türkmen mihmandarlarının Irak’taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Amerikan 173. Hava İndirme Tugayı’na bağlı askerlerce ve yanlarında peşmergelerin de bulunduğu bir ortamda, sürpriz bir baskın sonucu derdest edilmeleri ve başlarına çuval (kukuleta) geçirilmek suretiyle götürülüp 60 saat süresince alıkonularak sorguya çekilmeleri hadisesini tanımlamak için kullanılan terimdir.

Vakit gazetesinin yazarı tecavüzden tutuklandı ya… Kendilerini ‘en dindar’ ilan edenler, MAZERET ÜRETMEYE başladı

Kategori: Tarikatlar — gereksizbiri @ 7:17 am
Tags: , , , , , , ,

HÜRRİYET GAZETESİ O MAZERETLERİ MANŞET YAPTI

İslami camia, “ağabey” olarak niteledikleri Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in 14 yaşında bir kıza cinsel taciz suçlamasıyla tutuklanması karşısında önce şoka girdi, sonra “tecavüz gibi” mazeretler üretmeye başladı. Camianın yazarlarının neredeyse hepsi “komplo teorileri” yazarken, tutuklanmayı Ergenekon Operasyonu’na kadar vardıranlar bile oldu.

Ya cinnet ya da hap içirdiler

EMİNE ŞENLİKOĞLU (Yazar): Hepimiz şoke olduk. Eğer öyle bir şey yaptıysa ona yazıklar olsun. Ama yapmadıysa da bu bir komploysa, komplo kuranları Allah kahretsin. Vakit yazarı denmesi acı bir şey. Hüseyin Üzmez’in ailesiyle görüştüm. Eşi “Böyle bir şey yok” diyor. Yaptıysa cezasını çeker. Haberlerde duyar duymaz Hüseyin abiyi aradım. “Bacım mahkemeyi bekle, söyleyeceğim bu kadar” dedi. Kız da 14 yaşında değilmiş. Hüseyin abinin tecavüze kalkışacağına inanamıyorum. Öyle bir şey yaptıysa da kesinlikle cinnet geçirmiş derim. Şu anda inanmıyorum. İlerde deliller ne gösterir bilemiyorum. Eşiyle arasındaki yaş farkında Hüseyin Üzmez’in suçu yok. Kendilerinden küçük kız alanlara, “Yaşlı bunaklar” demişimdir. Evlendiklerinde gidip, “Hüseyin abiyle kavga etmeye geldim” dedim. Eşi, “Emine abla onun hiç suçu yok. Kara sevdayla aşık oldum. ’Benimle evlenmezsen intihar ederim’ dedim, evlendik” diye anlatmıştı olanları. Hüseyin abinin, namus konusunda bilinçli olarak yanlış yapacağı kanaatinde değilim. Ya bir cinnet geçirdi, ya bir hap içirdiler diye düşünüyorum. Yüzde 99 böyle bir şey yapmaz ama kalbini Allah bilir.

Toplumsal lince dönüşmesin

SİBEL ERASLAN (Vakit): Hüseyin Üzmez, büyükbaba… Üzgünüz, şaşkınız. İnanamıyorum böyle bir şey olduğuna. En kısa zamanda hak yerini bulacaktır. Komplo olduğunu düşünmek istiyorum. Hayata bağlanmak istiyoruz. Hepimiz üzerinde şok tesiri yapıyor. Asla düşünmüyorum böyle bir şey yapacağını. Çok ihtiyar ve hasta kendisi. Böyle bir ithamla acı çektiğini düşünüyorum. Eşiyle yaş farkı üzerinden yola çıkarak, birini potansiyel suçlu ilan etmek benim hukuk vicdanıma aykırı. 18 yaşından küçük biri üzerinden toplumsal lince dönüşmesi beni rencide ediyor.

Patetik bir ruh halinin tezahürü

ÖZLEM ALBAYRAK (Yeni Şafak): Eşiyle arasında 50 yıllık yaş farkı bulunması, genç kadınlara karşı cinsel zaafları bulunduğunu itiraf ettiği röportajları, kendi hikayesini yazdığı romanının içeriği, ’kıllanma’ gerektiren cinsten veriler. Eğer bir komploysa bile bu, ateşine atılacak odunları kendi eliyle taşıdığını teslim edebiliriz. Eğer doğruysa pekala bu olay pedofilidir ve patetik bir ruh halinin tezahürüdür. Bir çocuğu istismar etmek benim vicdanımda suçtur. Türkiye’deki bir kesim, “Hz. Ayşe 9 yaşındayken Peygambere nikahlandı” rivayetiyle, “Anadolu’da dindar aileler kızlarını çocuk yaşta evlendiriyorlar” argümanını biraraya her getirdiğinde, aslında İslam’ın “pedofiliye gizli icazet verdiğini” düşünmüş, ama bunu dillendirecek cesareti asla bulamamıştı. Bu olay bu bilinçaltını açığa çıkardı. Artık erken evlendirilmenin İslam’dan değil gelenekten sadır olduğunu, Ayşe anamızın ise evlilik yaşının 9 değil, 17 ya da 25 olduğu yönünde muhtelif rivayetler olduğunu söylesek de faydasız.

Ergenekoncu tezgah

HASAN KARAKAYA (Vakit): Eğer yanlış yapan, çirkinlik yapan insan, bizim içimizden biri ise onu asla savunmaz, ona asla sahip çıkmayız. Bu konuda ölçümüz gayet açık. Ölçümüzü, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed koymuş. Bizler de, “İçimizden biri” dahi olsa, eğer hırsızlık yapmış, eğer sarkıntılık işlemiş, kısacası eğer “yanlış, yamuk ve iğrenç bir iş” yapmışsa, onu ne savunuruz, ne de ona sahip çıkarız. Ancak, olayın üzerindeki esrar perdesi henüz aralanmadığı için, ortada bir tezgah ve komplo olabileceği kuşkusu içindeyiz!… Aklımıza, “Ergenekon’cu tezgahlar” gelmiyor değil.

Olayın bugün çıkması komplo

ABDURRAHMAN DİLİPAK (Vakit): Zina, bizim inancımızda büyük günahtır. “Belki nikáh yapmıştır” denebilir, ama bu da örfe, yasalara aykırı, en azından yakışıksız bir durum. Ben bu işin bir komplo olmasını temenni ediyorum. Ahir ömrümde, bu yaşlı adamın, mahkemede söyleyeceklerini merakla bekliyorum. Bana sorarsanız, ister gerçek, ister iftira olsun, bu olayın, bugün bu şekilde ortaya çıkması bir komplodur.

Soruşturma gizli değil mi

İHSAN KARAHASANOĞLU (Vakit): Hüseyin beyin kendisi ile kısacık görüştüm. “Olay komplo” dedi. Yargılamayı biz yapmayacağız. Yargılamayı, mahkeme yapacak. Biz ise ileri sürülen iddiaların ciddiyetini, olabilirlik ihtimalini kendi açımızdan tartışacağız. Nasıl ki Ergenekon soruşturması ile ilgili biz değerlendirmelerimizi yaptıysak, onlar da (diğer gazeteler) Hüseyin Üzmez aleyhindeki iddialar üzerinde kendilerince değerlendirmeler yapabilirler. Ama karar versinler hazırlık soruşturmasında gizlilik var mıdır, yok mudur?

Nisan 30, 2008

pageranklar yenilendi

Kategori: Kategorilenmemiş — gereksizbiri @ 7:30 am
Tags: , , , ,

bu siteyi çok uzun zaman önce kurmuştum

www.ganyanx.com u kuran arkadaşım sitesinin prsini yükseltmek için elinden geleni yapıyordu prler yenilenince prsi 1 oldu

gereksizbiri.wordpress.com un 4
www.gereksizbiri.net in 2
www.ajax-tr.net in 2 oldu ve kendisi kudurdu :D

teşekkürler google

Sonraki Sayfa »

WordPress.com' dan Bloglar.