Gereksizbiri

Haziran 12, 2010

11 Haziran 2010 Basın Özeti

Haftanın son gününde İngiltere gazetelerinde ABD Başkanı Obama’nın, Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısı nedeniyle petrol devi BP’ye sert çıkışta bulunması üzerine, Başbakan Cameron üzerinde oluşan baskı öne çıkıyor.
Obama hükümetinin İngiliz petrol şirketi BP’yi büyük miktarda cezaya tabii tutacağı haberleri sonrası dün şirketin hisse senetleri keskin bir düşüş yaşamıştı.
Daily Telegraph, Cameron BP’ye destek olamadı diyor, milyonlarca insanın emekli maaşları üzerindeki etkisi sorulduğunda Cameron, Başkan Obama’nın öfkesini anladığını söyledi.” yorumunu yapıyor.
Financial Times ise “Cameron BP’yi savunmak için mücadeleye girişti” manşetine yer veriyor.
Gazete, başbakanın girişiminin, daha önce Amerika’nın tutumuna verdiği destekten uzaklaştığına işaret ettiğini yazmış.
38 yıl sonra Kanlı Pazar
Guardian gazetesinin manşeti “38 yıl sonra, Kanlı Pazar ölümleri kanunsuz ilan edilebilir.”
1972 yılında Londonderry’de İngiliz askerler, gösteri yapan 13 kişiyi vurmuş, 14′üncü kişi de hastanede hayatını kaybetmişti.
Widgery mahkemesi, olayda İngiliz askerleri aklamıştı. Guardian, 1998′de başlayan Saville soruşturmasının ise gelecek Salı günü açıklanacağını ve raporda söz konusu askerler hakkında soruşturma açılabileceği yolunda ifadeler olduğunu öğrendiğini yazıyor.
Hükümet ise bu bilgilerin, spekülasyondan ibaret olduğu yorumunu yaptı.
Türkiye’nin dünyadaki yeri
Economist dergisindeki bir makalede, Türkiye’nin, dünyadaki yerini gözden geçirmekte olduğu görüşüne yer veriliyor.
Makaleye göre bazı Batılı ülkeler, Türk dış politikasının son yıllarda açıkça doğuya doğru yönelmesini AKP’nin İslami köklerine bağlıyor.
Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde İran’ın nükleer programı konusunda Hayır oyu kullanması da bu görüşü destekler nitelikte. Batı’da bazıları Türkiye’nin “kaybedildiğini” düşünüyor. Mavi Marmara olayı da Türkiye’deki bu yön değişikliğini, daha da kanıtlar kabul ediliyor.
Aslında Türkiye son 90 yıldır, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap topraklarına ilgisiz kaldı ve Batı’ya yoğunlaştı. 1952′de NATO’ya girmeyi başardı, şimdilerde de AB’ye katılmaya çalışıyor. Türkiye’nin İsrail’le güçlü bağlar kurmasının sebebi de bu. Seküler Türk eliti için Yahudi devletiyle dostluk kurmak, İslami radikalizmin panzehiriydi.
Türk dış politikası, belki daha da iddialı bir hal alıyor olabilir ama AB üyeliği hala öncelik taşıyor.
Öte yandan Amerika da Türkiye de Amerikan birlikleri çekilmeye başladığında, Irak’ın istikrarını korumasını istiyor. Bununla beraber Türkiye ile Amerika’nın arası açık, üstelik sadece İsrail konusunda değil; Birleşmiş Milletler’deki oylamadan önce de İran, iki ülke arasında hassas bir konuydu.
Yeni Türk dış politikasının bir başka öğesi daha var. AB’nin açık reddi ve Amerika’nın Irak’ı işgaline Türkler içerlemiş durumdalar. Erdoğan, Batı’yı tatmin etmeye çalışır görünürken, Türkiye’deki İslamcı radikallerin eline koz vermemeye dikkat ediyor. İsrail konusunda ise biraz ileri gitmiş olabilirler.
Yeni Türk dış politikası
Peki, bundan sonra ne beklenebilir? Babacan İsrail’le ilişkilerin asla eskisi gibi olmayacağını söylüyor ama İsrail’le ilişkileri kesmek Türkiye’ye pahalıya mal olabilir. Türkiye’nin Gazze konusundaki tutumu, Erdoğan’ın kahraman olarak görüldüğü Arap sokaklarında iyi yankılanmış olabilir ama Türkiye, İsrail – Filistin sorununu tek başına çözecek durumda değil.
AKP’de genel kanı, bölgede faal olmanın, kendilerini AB için daha değerli kıldığı yönünde. Amerika’da umut edilen ise Türkiye’ye Irak ve Afganistan’da ihtiyaç duyulduğundan, bu tatsız duruma katlanılmasıdır. İsrail ve İran bu teorileri ciddi şekilde sınayacaktır.
İsrail ve Türkiye’nin ticari bağları
Financial Times, İsrail ile Türkiye arasındaki anlaşmazlığın, ticari ilişkilere zarar verdiğini yazıyor.
Türkiye’de siyasetle ticaretin el ele yürüdüğünü, bakanların yurtdışına işadamları ordusuyla çıktıklarını aktaran gazete, aslında iki ülke arasındaki ticari bağların, ikili ilişkilerin bozulmasıyla zayıflamış olduğuna dikkat çekiyor.
2008′de 3,5 milyar doları bulan ikili ticaret hacmi, geçen sene yüzde 30 düşüş sergiledi.
Ticaret söz konusu olduğunda, açık şekilde asıl muhtaç durumda olan ortak, İsrail. Dahası, Türkiye Arap ülkeleriyle ticareti artırıyor, daha dün Lübnan, Suriye ve Ürdün’le yeni bir ticari anlaşmaya vardıklarını ilan etti.
İsrail’le özellikle savunma anlaşmaları da anlaşmazlıktan payına düşeni alıyor. İsrail’in Ankara büyükelçisi Alon Liel , “Erdoğan’ın 2003′te iktidara gelmesinden bu yana, büyük askeri anlaşmalar görmedik” diyor.
Akıllardaki soru şu: hükümet düzeyinde düşmanlıklar, savunma teknolojisinden Türkiye’nin koşer, Yahudi inançlarına göre hazırlanmış çikolata ihracatına kadar özel sektör ilişkilerine daha ne kadar yayılabilir?
Bu durumdan en fazla zarar görmesi beklenen şirketlerden biri Türk Hava Yolları. Şirket, İsrail’de Haziran- Ağustos aralığındaki rezervasyonların yüzde 10′unun iptal edildiğini duyurdu. Bir diğer hassas durumdaki şirket, İsrail’de dört doğal gaz tesisi projesi bulunan, Zorlu Grubu. Orta ölçekte bir savunma şirketinin sahibi ise nispeten iyimser: Bazıları kaygılanıyor ama biz Türkler çok çabuk unuturuz.”
‘Futbol için büyük, Kıta için dev adım’
Güney Afrika, bugün başlayacak olan ve uluslararası düzeyde en büyük futbol turnuvası olan Dünya Kupası’na hazırlanıyor. Independent, “Futbol için büyük bir gün. Kıta için ise dev bir adım” başlığını kullanmış, Ay’a ilk ayak basan insan Neil Armstrong’un sözlerine atıfta bulunarak.
Makaleyi yazan Paul Vallely, “geniş kaynakları ve giderek artan istikrarıyla Afrika’nın zamanı gelmiş olabilir” diyor.
Kupanın açılacağı stadyum, ülkede ırk ayrımcılığının çökmesiyle Nelson Mandela’nın hapisten çıktıktan sonra, 100 bin kişilik kalabalığa seslendiği yerdi. Açılış için üç yıldır kapalı olan bu yer, bir futbol stadyumundan çok daha fazlasını beraberinde getiriyor.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, Afrika denince akla Umutsuz bir Kıta gelir. Hastalıkların, açlığın, yoksulluğun, yolsuzluğun ve savaşların olduğu bir yerdir. Bu basmakalıp görüşlerde doğruluk payı olsa da bunlar, tamamen doğru değil.
Hayat, üst üste kesişen bir çok öyküyü içinde barındırır. Bir öykü şeytan gibi gösterir; bir diğeri incinmiş bir itibarı onarabilir. İşte Afrika da iki kıtanın öyküsü… Belki de daha fazlası. Kendimize soralım, gelecek nerede diye?
Burada, para birimi kriz yaşayan, ulusal bütçe açıklarının olduğu ve doğal kaynakların tüketildiği, büyük umutların ve yaşlanan nüfusun olduğu, eski dünya Avrupa’da mı?
Yoksa zengin mineral ve petrol rezervleri, fazla sömürülmemiş tarım alanları, yenilenebilir enerji potansiyeli, düşük maaşa çalışmak ve tüketmek isteyen genç nüfusuyla Afrika’da mı?
Bu hiç de bir fantezi değil. Son bir kaç yılda Afrika’nın ekonomik büyümesi, kalkınmış ülkelerdekinin iki katına çıktı. Enflasyon oranları ve bütçe açıklarıysa azaldı. Döviz rezervleri doksanlı yıllardan bu yana yüzde 30 arttı ve ulusal borçlar da keskin şekilde düştü. Afrika artık, yeni ekonomik cephe haline geliyor.

Haftanın son gününde İngiltere gazetelerinde ABD Başkanı Obama’nın, Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısı nedeniyle petrol devi BP’ye sert çıkışta bulunması üzerine, Başbakan Cameron üzerinde oluşan baskı öne çıkıyor.

Obama hükümetinin İngiliz petrol şirketi BP’yi büyük miktarda cezaya tabii tutacağı haberleri sonrası dün şirketin hisse senetleri keskin bir düşüş yaşamıştı.
Daily Telegraph, Cameron BP’ye destek olamadı diyor, milyonlarca insanın emekli maaşları üzerindeki etkisi sorulduğunda Cameron, Başkan Obama’nın öfkesini anladığını söyledi.” yorumunu yapıyor.
Financial Times ise “Cameron BP’yi savunmak için mücadeleye girişti” manşetine yer veriyor.
Gazete, başbakanın girişiminin, daha önce Amerika’nın tutumuna verdiği destekten uzaklaştığına işaret ettiğini yazmış.
38 yıl sonra Kanlı PazarGuardian gazetesinin manşeti “38 yıl sonra, Kanlı Pazar ölümleri kanunsuz ilan edilebilir.”
1972 yılında Londonderry’de İngiliz askerler, gösteri yapan 13 kişiyi vurmuş, 14′üncü kişi de hastanede hayatını kaybetmişti.
Widgery mahkemesi, olayda İngiliz askerleri aklamıştı. Guardian, 1998′de başlayan Saville soruşturmasının ise gelecek Salı günü açıklanacağını ve raporda söz konusu askerler hakkında soruşturma açılabileceği yolunda ifadeler olduğunu öğrendiğini yazıyor.
Hükümet ise bu bilgilerin, spekülasyondan ibaret olduğu yorumunu yaptı.
Türkiye’nin dünyadaki yeriEconomist dergisindeki bir makalede, Türkiye’nin, dünyadaki yerini gözden geçirmekte olduğu görüşüne yer veriliyor.
Makaleye göre bazı Batılı ülkeler, Türk dış politikasının son yıllarda açıkça doğuya doğru yönelmesini AKP’nin İslami köklerine bağlıyor.
Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde İran’ın nükleer programı konusunda Hayır oyu kullanması da bu görüşü destekler nitelikte. Batı’da bazıları Türkiye’nin “kaybedildiğini” düşünüyor. Mavi Marmara olayı da Türkiye’deki bu yön değişikliğini, daha da kanıtlar kabul ediliyor.
Aslında Türkiye son 90 yıldır, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap topraklarına ilgisiz kaldı ve Batı’ya yoğunlaştı. 1952′de NATO’ya girmeyi başardı, şimdilerde de AB’ye katılmaya çalışıyor. Türkiye’nin İsrail’le güçlü bağlar kurmasının sebebi de bu. Seküler Türk eliti için Yahudi devletiyle dostluk kurmak, İslami radikalizmin panzehiriydi.
Türk dış politikası, belki daha da iddialı bir hal alıyor olabilir ama AB üyeliği hala öncelik taşıyor.
Öte yandan Amerika da Türkiye de Amerikan birlikleri çekilmeye başladığında, Irak’ın istikrarını korumasını istiyor. Bununla beraber Türkiye ile Amerika’nın arası açık, üstelik sadece İsrail konusunda değil; Birleşmiş Milletler’deki oylamadan önce de İran, iki ülke arasında hassas bir konuydu.
Yeni Türk dış politikasının bir başka öğesi daha var. AB’nin açık reddi ve Amerika’nın Irak’ı işgaline Türkler içerlemiş durumdalar. Erdoğan, Batı’yı tatmin etmeye çalışır görünürken, Türkiye’deki İslamcı radikallerin eline koz vermemeye dikkat ediyor. İsrail konusunda ise biraz ileri gitmiş olabilirler.
Yeni Türk dış politikasıPeki, bundan sonra ne beklenebilir? Babacan İsrail’le ilişkilerin asla eskisi gibi olmayacağını söylüyor ama İsrail’le ilişkileri kesmek Türkiye’ye pahalıya mal olabilir. Türkiye’nin Gazze konusundaki tutumu, Erdoğan’ın kahraman olarak görüldüğü Arap sokaklarında iyi yankılanmış olabilir ama Türkiye, İsrail – Filistin sorununu tek başına çözecek durumda değil.
AKP’de genel kanı, bölgede faal olmanın, kendilerini AB için daha değerli kıldığı yönünde. Amerika’da umut edilen ise Türkiye’ye Irak ve Afganistan’da ihtiyaç duyulduğundan, bu tatsız duruma katlanılmasıdır. İsrail ve İran bu teorileri ciddi şekilde sınayacaktır.
İsrail ve Türkiye’nin ticari bağlarıFinancial Times, İsrail ile Türkiye arasındaki anlaşmazlığın, ticari ilişkilere zarar verdiğini yazıyor.
Türkiye’de siyasetle ticaretin el ele yürüdüğünü, bakanların yurtdışına işadamları ordusuyla çıktıklarını aktaran gazete, aslında iki ülke arasındaki ticari bağların, ikili ilişkilerin bozulmasıyla zayıflamış olduğuna dikkat çekiyor.
2008′de 3,5 milyar doları bulan ikili ticaret hacmi, geçen sene yüzde 30 düşüş sergiledi.
Ticaret söz konusu olduğunda, açık şekilde asıl muhtaç durumda olan ortak, İsrail. Dahası, Türkiye Arap ülkeleriyle ticareti artırıyor, daha dün Lübnan, Suriye ve Ürdün’le yeni bir ticari anlaşmaya vardıklarını ilan etti.
İsrail’le özellikle savunma anlaşmaları da anlaşmazlıktan payına düşeni alıyor. İsrail’in Ankara büyükelçisi Alon Liel , “Erdoğan’ın 2003′te iktidara gelmesinden bu yana, büyük askeri anlaşmalar görmedik” diyor.
Akıllardaki soru şu: hükümet düzeyinde düşmanlıklar, savunma teknolojisinden Türkiye’nin koşer, Yahudi inançlarına göre hazırlanmış çikolata ihracatına kadar özel sektör ilişkilerine daha ne kadar yayılabilir?
Bu durumdan en fazla zarar görmesi beklenen şirketlerden biri Türk Hava Yolları. Şirket, İsrail’de Haziran- Ağustos aralığındaki rezervasyonların yüzde 10′unun iptal edildiğini duyurdu. Bir diğer hassas durumdaki şirket, İsrail’de dört doğal gaz tesisi projesi bulunan, Zorlu Grubu. Orta ölçekte bir savunma şirketinin sahibi ise nispeten iyimser: Bazıları kaygılanıyor ama biz Türkler çok çabuk unuturuz.”
‘Futbol için büyük, Kıta için dev adım’Güney Afrika, bugün başlayacak olan ve uluslararası düzeyde en büyük futbol turnuvası olan Dünya Kupası’na hazırlanıyor. Independent, “Futbol için büyük bir gün. Kıta için ise dev bir adım” başlığını kullanmış, Ay’a ilk ayak basan insan Neil Armstrong’un sözlerine atıfta bulunarak.
Makaleyi yazan Paul Vallely, “geniş kaynakları ve giderek artan istikrarıyla Afrika’nın zamanı gelmiş olabilir” diyor.
Kupanın açılacağı stadyum, ülkede ırk ayrımcılığının çökmesiyle Nelson Mandela’nın hapisten çıktıktan sonra, 100 bin kişilik kalabalığa seslendiği yerdi. Açılış için üç yıldır kapalı olan bu yer, bir futbol stadyumundan çok daha fazlasını beraberinde getiriyor.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, Afrika denince akla Umutsuz bir Kıta gelir. Hastalıkların, açlığın, yoksulluğun, yolsuzluğun ve savaşların olduğu bir yerdir. Bu basmakalıp görüşlerde doğruluk payı olsa da bunlar, tamamen doğru değil.
Hayat, üst üste kesişen bir çok öyküyü içinde barındırır. Bir öykü şeytan gibi gösterir; bir diğeri incinmiş bir itibarı onarabilir. İşte Afrika da iki kıtanın öyküsü… Belki de daha fazlası. Kendimize soralım, gelecek nerede diye?
Burada, para birimi kriz yaşayan, ulusal bütçe açıklarının olduğu ve doğal kaynakların tüketildiği, büyük umutların ve yaşlanan nüfusun olduğu, eski dünya Avrupa’da mı?
Yoksa zengin mineral ve petrol rezervleri, fazla sömürülmemiş tarım alanları, yenilenebilir enerji potansiyeli, düşük maaşa çalışmak ve tüketmek isteyen genç nüfusuyla Afrika’da mı?
Bu hiç de bir fantezi değil. Son bir kaç yılda Afrika’nın ekonomik büyümesi, kalkınmış ülkelerdekinin iki katına çıktı. Enflasyon oranları ve bütçe açıklarıysa azaldı. Döviz rezervleri doksanlı yıllardan bu yana yüzde 30 arttı ve ulusal borçlar da keskin şekilde düştü. Afrika artık, yeni ekonomik cephe haline geliyor.

ABD ile İngiltere’nin BP görüşmesi

Filed under: Dünyadan — gereksizbiri @ 8:10 pm
Tags: , , , , , , , , , , , ,

ABD Başkanı Barack Obama, bir telefon görüşmesi yaptığı İngiltere Başbakanı David Cameron’a BP’ye yönelik eleştirilerinin ”ulusal kimlikle ilgisinin olmadığını” söyledi.

30 dakika süren görüşmede Obama, BP’nin çokuluslu bir şirket olduğunu belirterek, bu şirketin değerlerini zedelemek gibi bir amacının olmadığını vurguladı.

Obama’nın BP’ye yönelik sert eleştirileri, İngiltere karşısı söylem kullandığı suçlamalarına hedef olmasına yol açmıştı.

Cameron, 20 Temmuz’da Beyaz Saray’ı ziyarete edecek.

ABD açıklarındaki petrol sızıntısının kaynağı İngiliz Petrolleri BP şirketinin platformu.

İngiltere Başbakanı Cameron sızıntının neden olduğu çevresel zararın kendisini kaygılandırdığını belirtti.

İngiliz yetkililer İngiltere’de emekli fonlarının bir çoğunun, BP’ye bağımlı olmasından da kaygılı.

ABD’de Obama yönetiminin BP’yi büyük miktarda cezaya tabii tutacağı haberleri ardından şirketin hisse senetlerinde keskin bir düşüş yaşadı.

Obama’nın açıklamaları İngiltere’de yaygın eleştirilere neden oldu.

Meksika Körfezi’ndeki Deepwater Horizon adlı petrol platformunun 20 Nisan tarihinde çöküşünden bu yana BP hisselerinin fiyatı yaklaşık yarı yarıya düşmüş bulunuyor.

Bu, 55 milyar dolarlık bir değer kaybına tekabül ediyor.

Çöken platformun yol açtığı petrol sızıntısı ABD’nin Meksika Körfezi’ne kıyısı olan eyaletlerinden en başta Louisiana’yı tehdit ediyor.

Yeni resmi rakamlara göre, Meksika Körfezi’ne BP’nin temizleme girişiminden önce, günde 40 bin varil petrol sızıyordu.

Amerikan Jeolojik Araştırmalar Dairesi’nin açıkladığı bu rakam, daha önceki tahminlerin iki katına denk düşüyor.

Beyaz Saray, BP’nin genel müdürünü gelecek çarşamba günü, Başkan Obama’yla görüşmek üzere davet ettiklerini duyurdu.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, petrol sızıntısının, Amerika’yla İngiltere arasında gerginlik yaratmadığını bildirdi.

Bazı Amerikalı siyasetçiler, BP’nin bu ülkede verdiği zararlara karşılık tazminatları ödeyene kadar, temettü ödemelerini durdurmasını istemişti.

Kırgızistan yönetimi Rusya’dan asker istedi

Kırgızistan’da geçici yönetim ülkenin güneyindeki etnik kökenli şiddet olaylarını bastırmada Rusya’dan yardım istedi.

Ülkenin geçici lideri sükuneti sağlamak için dışarıdan silahlı güçlerin müdahelesine ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Ancak Rusya Savunma Bakanlığı BBC’ye yaptığı açıklamada bölgeye asker göndermeyi planlamadıklarını bildirdi.

Kırgız güvenlik güçleri ülkenin güneyindeki Oş kentindeki etnik çatışmaları kontrol altına almada zorlanıyor.

Ülkenin en büyük ikinci kenti Oş’ta çıkan şiddet olaylarında ölenlerin sayısı en az 60, yaralı sayısı da 600′ün üzerinde.

Şiddet olayları ikinci günde de sürerken, binlerce kişi Kırgızlarla Özbek kökenliler arasındaki çatışmalardan kurtulmak için Özbekistan sınırına kaçıyor.

Özbeklerin evleri ve kentin en büyük pazarı alevler içinde; görgü tanıkları da hala silah sesleri duyulduğunu söylüyor.

Olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan eden geçici yönetim, Rusya’dan bölgeye asker göndermesi istedi.

Yerel kaynaklara göre Kırgız ve Özbek kökenli rakip çeteler arasındaki anlaşmazlık önceki gün akşam saatlerinden itibaren silahlı çatışmaya dönüştü.

Oş’ta çok sayıda Özbek, daha çok bir arada, kendilerine ait semtlerde yaşıyor.

Oş aynı zamanda, Nisan ayında devrilen eski Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev’in kalesi konumunda.

Nisan ayında protestocular ve hükümet güçleri arasındaki şiddetli çatışmalardan ardından cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ülkeden kaçarak Belarus’a gitmişti.

Ancak o tarihten bu yana geçici hükümet ülkede düzen sağlamakta zorlanıyor.

Bölge muhabirleri, bu son gerginliklerin ardından, Kırgız ve Özbekler arasında etnik çatışmaların başka kesimlerde de alevlenmesinden kaygı duyulduğunu belirtiyor.

Kırgız yetkililerin yanı sıra Rusya, Çin ve ABD de halka itidal çağrısında bulundu.

Kırgızistan’da hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Rusya’nın askeri üsleri bulunuyor.

Kırgızistan’da görev yapan İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Andrea Berg, bu gerginlikleri ülkedeki siyasi sorunların Nisan ayından bu yana çözülmemiş olmasıyla da ilişkilendiriyor.

Rusya’nın İran’a yaptırımda kafası karışık

Rusya Dışişleri Bakanlığı, BM’nin yaptırım kararının İran’a S-300 füze sistemi satışına engel oluşturmadığını açıkladı. Rus silah sanayiinden bir kaynak ise, Rusya’nın İran’a S-300 füze sistemi satmayacağını belirtmişti.
BM’nin İran’a nükleer programından sonra yaptırım uygulama kararından sonra bu ülkeye ilk yaptırım darbesinin Rusya’dan geldiği belirtildi. Rus Interfax haber ajansı, Rus silah sanayinden bir kaynağa dayandırdığı haberinde Rusya’nın İran’a S-300 füze sistemini satmayacağını açıklamıştı.
Ancak Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamada, BM’nin yaptırım kararının Rusya’nın S-300 füze sistemini İran’a satmaya engel olmadığı belirtildi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, BM’nin yaptırım kararının İran’a S-300 füze sistemi satışına engel oluşturmadığını açıkladı. Rus silah sanayiinden bir kaynak ise, Rusya’nın İran’a S-300 füze sistemi satmayacağını belirtmişti.
BM’nin İran’a nükleer programından sonra yaptırım uygulama kararından sonra bu ülkeye ilk yaptırım darbesinin Rusya’dan geldiği belirtildi. Rus Interfax haber ajansı, Rus silah sanayinden bir kaynağa dayandırdığı haberinde Rusya’nın İran’a S-300 füze sistemini satmayacağını açıklamıştı.
Ancak Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamada, BM’nin yaptırım kararının Rusya’nın S-300 füze sistemini İran’a satmaya engel olmadığı belirtildi.

‘İsrail’in ardından cihatla biz savaşacağız’

Hollanda genel seçimlerinde oylarını büyük oranda artıran sağcı lider Geert Wilders, İsrail’in önde gelen gazetelerinden Jerusalem Post’a verdiği röportajda, Batı’nın cihatla savaşmak için sırada beklediğini söyledi.
Müslüman ülkelerden gelen göçü durdurmayı seçim kampanyasının merkezine koyan Geert Wilders, İsrail’in “cihada karşı verdiği savaşı” övdü ve bu ülkenin başarısız olması durumunda Batı’nın cihatla savaşmak konusunda sırada beklediğini belirtti.
Wilders, Jerusalem Post’a Çarşamba günü yapılan seçimler öncesinde verdiği röportajda İsrail’i “tehlikeye ilk maruz kalan ülke olarak” tanımladı ve “cihadın sadece İsrail’e karşı olmadığını, Batı’nın tamamına karşı durduğunu” söyledi.
Wilders’in Özgürlük Partisi (PVV), bundan bir yıl önce kamuoyu anketlerinde aldığı yüzde 28 oyla seçimleri kazanmak konusunda gerçekçi beklentilere sahip olduğunu ortaya koymuştu. Ancak ekonomik gelişmelerin gündemi işgal etmesiyle bu destek de azalma görüldü.
Hollandalı siyasetçi seçimler öncesinde, “Başbakan olma şansım yüksek değil” dedi. Buna rağmen parlamentodaki sandalye sayısını iki katına çıkarması beklenen Wilders, beklentilerin de üzerine çıkarak oy oranını yüzde 100 artırdı.
ILIMLI İSLAM’A İNANMIYORUM
Katolik olan Wilders, İslam’a yönelik ağır eleştirileri nedeniyle yoğun eleştirilere, yasal işlemlere ve ölüm tehditlerine maruz kaldı. Çok sayıda “ılımlı Müslüman’ın” olduğuna inandığını belirten Wilders, bu Müslümanların birçoğunun Batı’da yaşadığını ve kanunlara bağlı insanlar olduklarını belirtirken, “ılımlı İslam”ın varlığına inanmadığını söyledi.
Wilders, İslam’ı “özgürlüğe, hukukun üstünlüğüne ve kilise ile devletin ayrılmasına karşı olan totaliter bir ideoloji” olarak tanımladı.
Hollandalı siyasetçi ayrıca, Müslümanların Hollanda gibi ülkelere akın etmesinin “toplumlarının İslamileşmesine” neden olduğunu söyledi. 2008 yılında çektiği “Fitne” adlı filmde, “İslam hakkında söyledikleri şeyler yüzünden ceza mahkemesine çıkarıldığını” anımsatan Wilders, girişinin yasaklandığı İngiltere’ye tekrar girme hakkı elde etmek için yasal mücadele vermek zorunda kalmıştı.
İfade özgürlüğünün saldırı altında olduğunu belirten Wilders, “Katolikliği eleştirmişmiş olsaydım, başıma benzer olayların gelmezdi” dedi. Sağcı politikacı Hollanda’daki Müslüman nüfusun bir milyona yaklaştığını ve her yıl Somali, Irak, Fas, Türkiye ve öte ülkelerden on binlerce göçmenin geldiğini söyledi.
Diğer Avrupa ülkelerinde Müslüman nüfus oranının daha fazla olduğunu belirten Wilders, yaşanan akının “çok büyük değişimlere neden olduğunu” belirterek sokaklarda kadınların ve eşcinsellerin taciz edildiğine ve Şeriat mahkemelerinin artışına dikkat çekti.
GÖÇÜ DURDURMAMIZ LAZIM
Wilders, Müslüman ülkelerden yaşanan büyük göçün durdurulması gerektiğini, bunun göç eden insanlar kötü olduğu için değil ancak Hıristiyan ve Yahudi değerleri üzerine kurulu kültürel miras ve toplumlarının İslam’dan daha üstün olmasını gösterdi. Wilders, “Eğer yanlış yönlendirilen politik doğru sebepler nedeniyle göçün önüne geçemezsek Avrupa’yı kaybederiz” dedi.
PVV partisini altı yıl önce kuran Wilders, Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni (VVD) Türkiye’nin AB üyeliğine destek verdiği gerekçesiyle terk etti. İsrail’in sözünü esirgemeyen destekçisi olan Wilders, İsrail-Filistin çatışmasını bölgesel olmaktan çok ideolojik olarak tanımladı.
“Eğer İsrail Batı Şeria’yı Filistin’e vermeyi kabul ederse, bu barış getirmez. Bunun ardından Filistinliler için bir sonraki basamak, sırayla Aşkelon, Aşdod, Hayfa ve Kudüs’ü ele geçirilmek istenen diğer yerleşimler olarak istemek” dedi.
Wilders, her zaman Batı’da yaşayan anne babaların rahat uyuduklarını söylüyorum, ancak İsrail’de anne babalar geceleri ayakta duruyor çünkü çocukları cihatla savaşıyor” dedi. Sağcı politikacı sözlerini, “Bizim kavgamızda mücadele ediyorsunuz, İsrail’den sonra ise sıra bizde” dedi.

Hollanda genel seçimlerinde oylarını büyük oranda artıran sağcı lider Geert Wilders, İsrail’in önde gelen gazetelerinden Jerusalem Post’a verdiği röportajda, Batı’nın cihatla savaşmak için sırada beklediğini söyledi.
Müslüman ülkelerden gelen göçü durdurmayı seçim kampanyasının merkezine koyan Geert Wilders, İsrail’in “cihada karşı verdiği savaşı” övdü ve bu ülkenin başarısız olması durumunda Batı’nın cihatla savaşmak konusunda sırada beklediğini belirtti.    Wilders, Jerusalem Post’a Çarşamba günü yapılan seçimler öncesinde verdiği röportajda İsrail’i “tehlikeye ilk maruz kalan ülke olarak” tanımladı ve “cihadın sadece İsrail’e karşı olmadığını, Batı’nın tamamına karşı durduğunu” söyledi.      Wilders’in Özgürlük Partisi (PVV), bundan bir yıl önce kamuoyu anketlerinde aldığı yüzde 28 oyla seçimleri kazanmak konusunda gerçekçi beklentilere sahip olduğunu ortaya koymuştu. Ancak ekonomik gelişmelerin gündemi işgal etmesiyle bu destek de azalma görüldü.   Hollandalı siyasetçi seçimler öncesinde, “Başbakan olma şansım yüksek değil” dedi. Buna rağmen parlamentodaki sandalye sayısını iki katına çıkarması beklenen Wilders, beklentilerin de üzerine çıkarak oy oranını yüzde 100 artırdı. ILIMLI İSLAM’A İNANMIYORUMKatolik olan Wilders, İslam’a yönelik ağır eleştirileri nedeniyle yoğun eleştirilere, yasal işlemlere ve ölüm tehditlerine maruz kaldı. Çok sayıda “ılımlı Müslüman’ın” olduğuna inandığını belirten Wilders, bu Müslümanların birçoğunun Batı’da yaşadığını ve kanunlara bağlı insanlar olduklarını belirtirken, “ılımlı İslam”ın varlığına inanmadığını söyledi. Wilders, İslam’ı “özgürlüğe, hukukun üstünlüğüne ve kilise ile devletin ayrılmasına karşı olan totaliter bir ideoloji” olarak tanımladı. Hollandalı siyasetçi ayrıca, Müslümanların Hollanda gibi ülkelere akın etmesinin “toplumlarının İslamileşmesine” neden olduğunu söyledi. 2008 yılında çektiği “Fitne” adlı filmde, “İslam hakkında söyledikleri şeyler yüzünden ceza mahkemesine çıkarıldığını” anımsatan Wilders, girişinin yasaklandığı İngiltere’ye tekrar girme hakkı elde etmek için yasal mücadele vermek zorunda kalmıştı. İfade özgürlüğünün saldırı altında olduğunu belirten Wilders, “Katolikliği eleştirmişmiş olsaydım, başıma benzer olayların gelmezdi” dedi. Sağcı politikacı Hollanda’daki Müslüman nüfusun bir milyona yaklaştığını ve her yıl Somali, Irak, Fas, Türkiye ve öte ülkelerden on binlerce göçmenin geldiğini söyledi. Diğer Avrupa ülkelerinde Müslüman nüfus oranının daha fazla olduğunu belirten Wilders, yaşanan akının “çok büyük değişimlere neden olduğunu” belirterek sokaklarda kadınların ve eşcinsellerin taciz edildiğine ve Şeriat mahkemelerinin artışına dikkat çekti.

GÖÇÜ DURDURMAMIZ LAZIMWilders, Müslüman ülkelerden yaşanan büyük göçün durdurulması gerektiğini, bunun göç eden insanlar kötü olduğu için değil ancak Hıristiyan ve Yahudi değerleri üzerine kurulu kültürel miras ve toplumlarının İslam’dan daha üstün olmasını gösterdi. Wilders, “Eğer yanlış yönlendirilen politik doğru sebepler nedeniyle göçün önüne geçemezsek Avrupa’yı kaybederiz” dedi. PVV partisini altı yıl önce kuran Wilders, Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni (VVD) Türkiye’nin AB üyeliğine destek verdiği gerekçesiyle terk etti. İsrail’in sözünü esirgemeyen destekçisi olan Wilders, İsrail-Filistin çatışmasını bölgesel olmaktan çok ideolojik olarak tanımladı. “Eğer İsrail Batı Şeria’yı Filistin’e vermeyi kabul ederse, bu barış getirmez. Bunun ardından Filistinliler için bir sonraki basamak, sırayla Aşkelon, Aşdod, Hayfa ve Kudüs’ü ele geçirilmek istenen diğer yerleşimler olarak istemek” dedi.
Wilders, her zaman Batı’da yaşayan anne babaların rahat uyuduklarını söylüyorum, ancak İsrail’de anne babalar geceleri ayakta duruyor çünkü çocukları cihatla savaşıyor” dedi. Sağcı politikacı sözlerini, “Bizim kavgamızda mücadele ediyorsunuz, İsrail’den sonra ise sıra bizde” dedi.

Dünya Kupası’nın açılışını ABD’nin hasımları yapacak

Afrika, tarihinde ilk kez ev sahipliği yapacağı Dünya Kupası’nın heyecanını yaşarken, bugünkü büyük açılışa birbirinden ilginç dünya liderleri konuk oluyor. Bu konuklar arasında başta ABD olmak üzere Batı’nın tepkisini çeken Sudan lideri Ömer el Beşir ve Libya lideri Muammer Kaddafi gibi isimler var.
Maçların oynanacağı 10 stadyum hazır, havaalanları ıslah edildi ve hatta yüksek hızlı 80 kilometrelik Gautrain demiryolu hattı bu hafta içindeki etkinlik testlerini başarıyla verdi. Aslına bakılırsa, yarın başlayacak olan Dünya Kupası öncesinde bitirilmeyen tek şey, başkent Johannesburg’daki Soccer City stadındaki açılış törenlerinde VIP oturma düzeni. Ve bu durum Güney Afrika hükümetiyle dünya futbolunun patronu FIFA arasındaki ilişkileri gerebilir.

“Alçakların son sığınağı vatanseverliktir” sözünün sahibi Ganalı futbolcu Samuel Johson’dı. Onun gibi çok sayıdaki futbolcu da yarın saygın bayraklar altında hazır bulunacak.

Çok fazla kafa yormaya gerek görmeden, Güney Afrika’nın lideri Jacob Zuma 52 Afrika ülkesinin bütün liderlerini açılışa davet etti. Davet, Sudan lideri Ömer El Beşir için ayrı bir anlam taşıyor: Eğer daveti kabul eder ve gelirse tutuklanacak. Zuma, yakın zaman önce Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Darfur’da işlediği savaş suçları yüzünden Beşir için çıkardığı emri parlamentoda kabul etmişti.

SU KABAĞI STADI

Soweto kasabasının eteklerinde kurulu olan son teknolojisiyle bir su kabağını andıran Soccer City stadyumu, 90 binden fazla insana maç keyfi yaşatabilecek kapasiteye sahip. Ancak “iki V’ler,” yani VVIP’ler sadece 120 kişi için çok lüks olanaklar sunuyor.

Organizatörler için iyi bir haber, her ne kadar kısa bir süre kalacak olsa da, bu kişilerden birinin Nelson Mandela olması. Hükümetten gelen çelişkili açıklamalar ardından Fifa ve ailesi, “Gökkuşağı Ulusu’nun” (Güney Afrika) mimarını açılışta bulundurmak, ardından havalar çok soğumadan evine göndermek konusunda anlaşmış gözüktü.

Madiba (Mandela’ya ülkesinde verilen ad), tribünlerdeki seyirciler için başlama düdüğü sonrasında erişecekleri sessizlik öncesinde bir hareketlilik getirecek gibi. 91 yaşında olan ve haliyle güçten epeyce düşen Mandela, bu andan sonra maçın geri kalan kısmını evinde izleyecek.

Kısacası ilk koltuk doldurulmuş durumda. Diğer iki koltuğa da, Madiba’nın ardından gelen iki isim, Thabo Mbeki ve Jacob Zuma oturacak. Zuma’nın altı yıl süren iktidar mücadelesinde Mbeki’yi hükümetten uzaklaştırmasının ardından yan yana oturmalarını beklemek pek olası değil.

AFRİKA’NIN LİDERİ KADDAFİ

Johannesburg’a arkadaş çevresiyle gelebilecek bir diğer davetli, Muammer Kaddafi. Libya liderinin adına sevinebileceği bir takım bulunmuyor ancak o, Afrika’nın ilk Dünya Kupası’nda kendisini kıtanın en önemli lideri olarak kabul ettiğini hatırlatma şansını kaçırmak istemiyor.

Futbolun en büyük ödülünü ise, onun kadar göz alıcı olmayan Felipe Calderon aldı. Meksika’nın Devlet Başkanı, yapılan bir ankette halkının kendi yerinde olması halinde turnuvaya gitme fırsatını kaçırmayacaklarını belirtmesi ardından, iç politikadaki krizleri bir kenara koyarak açılışa gelmeye karar verdi.

Ancak seçmenleri daha az anlayışlı olan ABD Başkanı Barack Obama için aynı durum geçerli değil. ABD’nin Rustenburg’da Pazar günü İngiltere’yle yapacağı mücadeleyi görmeden önce ülke bayrağını yardımcısı Joe Biden temsil edecek. Bu maç, 174 milyon doları aşan güvenlik maliyetiyle, Dünya Kupası’nda bir maç için ayrılan en büyük güvenlik bütçesi olacak.

Ancak Fifa ve Güney Afrika polisine  (Saps)göre, bu izlenebilecek en güvenli açılış maçı olacak. Bir ses ezberden okurmuş gibi helikopterlerin satın alındığı, tüfeklerin şarjörlerinin doldurulduğu, su toplarının hazırlandığı ve 40,000 özel eğitimli polisin konuşlandırıldığını söylüyor. O zaman bir ritim sonuçlanıyor: Fifa ve Saps “Afrika’nın insanlığını vitrine çıkarıyor.”

İsrail ve ABD soruşturma konusunda anlaştı

Haaretz gazetesi, İsrail ve ABD’nin geçtiğimiz hafta başında yaşanan Gazze filosu baskınında yaşanan olayların inceleyecek İsrail soruşturma komisyonunun yapısı üzerinde anlaşmaya vardığını belirtti.
İşte dünyanın önde gelen yayın organlarının bugün öne çıkardıkları manşetler:
HAARETZ: İsrail ve ABD Gazze filosu soruşturması içeriği üzerinde anlaştı
İsrail ve ABD Perşembe günü geçtiğimiz hafta başında yaşanan Gazze filosu baskınında yaşanan olayların inceleyecek İsrail soruşturma komisyonunun yapısı üzerinde anlaşmaya vardı.
Soruşturma hakkında resmi açıklamanın Cuma günü yapılması beklenirken, soruşturmayı yürütecek komisyonun beyanının Pazar gününe kalabileceği belirtildi. Komisyon hakkındaki açıklamayı yapacak olan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun da komisyonda yer alması ve komisyonun sahip olacağı yetkileri belirlemesi bekleniyor. Ülkenin Dışişleri Bakanı Ehud Barak da yer alacak ve doğrudan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile temasta olacak.
Bir televizyon kanalının verdiği bilgiye göre komisyona emekli bir Yüksek Mahkeme yargıcı başkanlık edecek. Netanyahu hükümetinin bu pozisyon içinde seçtiği ismin Yaakov Tirkel olduğu belirtiliyor.
Diğer yandan İngiliz basınının saygın gazetelerinden Independent, hafta içinde ABD ile İsrail arasında soruşturma komitesi konusunda görüşmelerin başladığını belirtmiş, İsrail’in içinde Birleşmiş Milletlerden bir yetkilinin de bulunduğu bir uluslararaası bir komiteden ziyade, uluslararası unsurlar içeren bir soruşturma birimi oluşturmak istediğine dikkat çekmişti.
EL CEZİRE: ABD yuanın değerinin düşürülmesi için Çin’e baskı yapıyor
Çin’in para biriminin yeniden değerlemesi gerektiğini belirten ABD, Pekin’in bunu yapmaya karşı çıkarak küresel ekonomik reformları engellediğini ve kendi iç piyasasında iç talebi olumsuz etkilediğini belirtti.
ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner’in yuanın yeniden değerlenmesine yönelik çağrısı, Pekin’in Mayıs ayında 19.5 milyar dolar ticari fazla elde etmesinin ardından geldi. Perşembe günü açıklanan beklenenin çok üstündeki ekonomik rakamların ardından, Geithner Pekin’in döviz kuru oranı nedeniyle yaşanan olumsuzlukların Çin’in sınırlarının dışına çıktığını ve oluşturulmak istenen küresel dengeyi bozduğunu belirtti.
Geithner, “Çin’in döviz kuru oranı üzerinde yapacağı reformun ABD ve küresel ekonomi için çok önemli olduğunu” söyledi.
GUARDIAN: İran Yeşil Hareketi yıllık toplanma çağrısını iptal etti
İran’daki muhalefet liderleri, Tahran rejimiyle çıkması olası çatışmaların önüne geçmek için geçtiğimiz yılın tartışmalı seçimleri ardından düzenlenen protesto gösterileri tekrarlarlama çağrısını iptal etti. Alınan karar İran’daki demokrasi yanlısı Yeşil Hareket için büyük bir geri adım olarak kabul ediliyor.
Geçtiğimiz yıl Haziran ayında yapılan seçimlerde İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad’ı yendiğini iddia eden Mir Hüseyin Musevi, “insanların can güvenliği ve mülklerini” korumak amacıyla Cumartesi günü protesto gösterileri için bir araya gelinmeyeceğini belirtti. Musevi diğer yandan Tahran’ın “yasa dışı” rejimine karşı mücadelenin süreceğini belirtti.
Tahran yönetiminin ise ülke çapında büyük çaplı protesto gösterilerinin yaşanmamasını garanti altına almak için sokakları çok sayıda güvenlik görevlisi ve rejim taraftarıyla doldurması bekleniyor.
BBC News: Papa bekarlığı savundu
Papa 16’ıncı Benedict, St. Peter Meydanı’nda 10 bin papaza hitap ettiği konuşmasında Katolik Kilisesi’nin papazlar için evlenmeme yeminini savundu. Papa, bekârlığın gittikçe laikleşen dünyada inancın bir işareti olduğunu belirtti.
Papa konuşmasında birkaç ay boyunca Katolik Kilisesi’ni sarsan çocuklara yönelik cinsel taciz skandalına değinmedi. St. Peter Meydanı’nda 90 ülkeden gelen 10 bin papaz, Vatikan’ın bugüne dek gördüğü en kalabalık ruhban kitlesini oluşturdu.
CNN: Cameron: Afganistan İngiltere’nin en önemli dış politika meselesi
İngiltere Başbakanı David Cameron, Perşembe günü Kabil’e düzenlediği ziyarette Afganistan’ın ülkesinin en önemli dış politika ve ulusal güvenlik konusu olduğu söyledi. Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ile bir araya gelen Cameron, 2010’da El Kaide’nin etkisiz hale getirilmesi ve kontrolün güvenlik güçlerine teslim edilmesi gerektiği belirtti.
Cameron, genelde yol kenarına yerleştirilen bombalar olarak kullanılan ev yapımı geliştirilmiş infilak aygıtlarının oluşturduğu tehditle baş edebilmek için ek 67 milyon sterlin (128.2 milyon TL) yardım yapılacağını sözlerine ekledi.
Yardımın bu tür patlayıcıları etkisiz hale getirmek için Afganistan’a gönderilecek personel sayısının iki katına çıkarılması için kullanılacağını belirten Cameron, güvenliğin yerel güçlere teslim edilmesi konusunda Afganistan’da ilerleme yaşandığına inandığını belirtti.
TIMES: Taliban bir aileyi cezalandırmak için yedi yaşındaki çocuklarını asarak idam etti
Taliban, içinde bulunduğumuz hafta içinde bir intikam gösterisi sergilemek için yedi yaşındaki bir çocuğu öldürdü. Afganistanlı yetkililer, Taliban’ın çocuğu ABD ve NATO güçlerine casusluk yaptığı gerekçesiyle yakaladıklarını ve Afganistan’ın güneyindeki Helmand eyaletinde ağaca asarak idam ettiklerini belirtti.
Helmand eyaleti valiliği sözcüsü Daoud Ahmadi, çocuğun dedesi olan Abdul Woodod Alokozai adlı kişinin birkaç gün önce köylerinde Taliban aleyhine sözler ettiğini, militanların ise intikam amacıyla Alokozai’nin torununu öldürdüklerini ifade etti.
Ahmadi, Alokozai’nin köyünde sözü geçen yaşlılardan olduğunu, köyün ise Taliban’ın kontrolünde olduğunu belirtirken,  yaşlı adamın Devlet Başkanı Hamid Karzai hükümeti hakkında birkaç iyi söz söylemesinin torununun ölümüne yol açtığını söyledi.
BLOOMBERG: Kaybolan ABD’li genç denizcinin arama çalışmaları sürüyor
Dünyanın etrafını dolaşmak için teknesiyle tek başına okyanusa açılan 16 yaşındaki ABD’li denizci Abby Sunderland, Hint Okyanusu’nun ortasında acil yardım sinyali gönderince uluslararası kurtarma çalışması başladı.
Sunderland, internet sitesinde verdiği bilgilerde Wild Eyes adlı teknesiyle yaptığı yolculukta çok güçlü rüzgar ve boyu 7.5 metreye ulaşan dalgalar yüzünden büyük zorluk çektiğini belirtmişti. Genç denizcinin geçtiğimiz gün yer belirleyici sinyaller göndermeye başladığını ancak kurtarma ekiplerinin Sunderland ile henüz bağlanı kuramadıklarını belirtti.
Babası ise, kızının bulunduğu bölgenin birisini kurtarmak için çok zor şartlar içerdiğini ve Abby’nin bulunduğu noktanın Güney Afrika’dan ve Avustralya’dan yaklaşık 3.220 kilometre uzaklıkta bulunduğunu söyledi.
AFP: Kırgızistan’da olağanüstü hal ilan edildi
Kırgızistan’daki geçici hükümet, etnik çatışmalara sahne olan güney bölgelerinde olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan etti. Geçici hükümetin sözcüsü Azimbek Beknazarov, ulusal radyoya çatışmalarda yedi kişinin öldüğünü ve yaklaşık 50 kişinin de yaralandığını belirtti.
Beknazarov, Oş kentindeki şiddetin etnik kökenli olduğunu ve iyi organize edildiğini belirtti. Polis, sokağa çıkma yasağının ardından çatışma seslerinin duyulmaya devam ettiğini ve hala cesetlere rastlandığını açıkladı.
Geçici hükümetin yaptığı bir açıklamada ise, Oş kentinde Perşembe gecesi başlayan çatışmalardan şüpheli görülen beş kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

Haaretz gazetesi, İsrail ve ABD’nin geçtiğimiz hafta başında yaşanan Gazze filosu baskınında yaşanan olayların inceleyecek İsrail soruşturma komisyonunun yapısı üzerinde anlaşmaya vardığını belirtti.
İşte dünyanın önde gelen yayın organlarının bugün öne çıkardıkları manşetler:   HAARETZ: İsrail ve ABD Gazze filosu soruşturması içeriği üzerinde anlaştı İsrail ve ABD Perşembe günü geçtiğimiz hafta başında yaşanan Gazze filosu baskınında yaşanan olayların inceleyecek İsrail soruşturma komisyonunun yapısı üzerinde anlaşmaya vardı.   Soruşturma hakkında resmi açıklamanın Cuma günü yapılması beklenirken, soruşturmayı yürütecek komisyonun beyanının Pazar gününe kalabileceği belirtildi. Komisyon hakkındaki açıklamayı yapacak olan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun da komisyonda yer alması ve komisyonun sahip olacağı yetkileri belirlemesi bekleniyor. Ülkenin Dışişleri Bakanı Ehud Barak da yer alacak ve doğrudan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile temasta olacak. Bir televizyon kanalının verdiği bilgiye göre komisyona emekli bir Yüksek Mahkeme yargıcı başkanlık edecek. Netanyahu hükümetinin bu pozisyon içinde seçtiği ismin Yaakov Tirkel olduğu belirtiliyor. Diğer yandan İngiliz basınının saygın gazetelerinden Independent, hafta içinde ABD ile İsrail arasında soruşturma komitesi konusunda görüşmelerin başladığını belirtmiş, İsrail’in içinde Birleşmiş Milletlerden bir yetkilinin de bulunduğu bir uluslararaası bir komiteden ziyade, uluslararası unsurlar içeren bir soruşturma birimi oluşturmak istediğine dikkat çekmişti.      EL CEZİRE: ABD yuanın değerinin düşürülmesi için Çin’e baskı yapıyorÇin’in para biriminin yeniden değerlemesi gerektiğini belirten ABD, Pekin’in bunu yapmaya karşı çıkarak küresel ekonomik reformları engellediğini ve kendi iç piyasasında iç talebi olumsuz etkilediğini belirtti. ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner’in yuanın yeniden değerlenmesine yönelik çağrısı, Pekin’in Mayıs ayında 19.5 milyar dolar ticari fazla elde etmesinin ardından geldi. Perşembe günü açıklanan beklenenin çok üstündeki ekonomik rakamların ardından, Geithner Pekin’in döviz kuru oranı nedeniyle yaşanan olumsuzlukların Çin’in sınırlarının dışına çıktığını ve oluşturulmak istenen küresel dengeyi bozduğunu belirtti.       Geithner, “Çin’in döviz kuru oranı üzerinde yapacağı reformun ABD ve küresel ekonomi için çok önemli olduğunu” söyledi.    GUARDIAN: İran Yeşil Hareketi yıllık toplanma çağrısını iptal etti  İran’daki muhalefet liderleri, Tahran rejimiyle çıkması olası çatışmaların önüne geçmek için geçtiğimiz yılın tartışmalı seçimleri ardından düzenlenen protesto gösterileri tekrarlarlama çağrısını iptal etti. Alınan karar İran’daki demokrasi yanlısı Yeşil Hareket için büyük bir geri adım olarak kabul ediliyor.  Geçtiğimiz yıl Haziran ayında yapılan seçimlerde İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinecad’ı yendiğini iddia eden Mir Hüseyin Musevi, “insanların can güvenliği ve mülklerini” korumak amacıyla Cumartesi günü protesto gösterileri için bir araya gelinmeyeceğini belirtti. Musevi diğer yandan Tahran’ın “yasa dışı” rejimine karşı mücadelenin süreceğini belirtti.   Tahran yönetiminin ise ülke çapında büyük çaplı protesto gösterilerinin yaşanmamasını garanti altına almak için sokakları çok sayıda güvenlik görevlisi ve rejim taraftarıyla doldurması bekleniyor.  BBC News: Papa bekarlığı savunduPapa 16’ıncı Benedict, St. Peter Meydanı’nda 10 bin papaza hitap ettiği konuşmasında Katolik Kilisesi’nin papazlar için evlenmeme yeminini savundu. Papa, bekârlığın gittikçe laikleşen dünyada inancın bir işareti olduğunu belirtti. Papa konuşmasında birkaç ay boyunca Katolik Kilisesi’ni sarsan çocuklara yönelik cinsel taciz skandalına değinmedi. St. Peter Meydanı’nda 90 ülkeden gelen 10 bin papaz, Vatikan’ın bugüne dek gördüğü en kalabalık ruhban kitlesini oluşturdu. CNN: Cameron: Afganistan İngiltere’nin en önemli dış politika meselesiİngiltere Başbakanı David Cameron, Perşembe günü Kabil’e düzenlediği ziyarette Afganistan’ın ülkesinin en önemli dış politika ve ulusal güvenlik konusu olduğu söyledi. Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ile bir araya gelen Cameron, 2010’da El Kaide’nin etkisiz hale getirilmesi ve kontrolün güvenlik güçlerine teslim edilmesi gerektiği belirtti. Cameron, genelde yol kenarına yerleştirilen bombalar olarak kullanılan ev yapımı geliştirilmiş infilak aygıtlarının oluşturduğu tehditle baş edebilmek için ek 67 milyon sterlin (128.2 milyon TL) yardım yapılacağını sözlerine ekledi. Yardımın bu tür patlayıcıları etkisiz hale getirmek için Afganistan’a gönderilecek personel sayısının iki katına çıkarılması için kullanılacağını belirten Cameron, güvenliğin yerel güçlere teslim edilmesi konusunda Afganistan’da ilerleme yaşandığına inandığını belirtti. TIMES: Taliban bir aileyi cezalandırmak için yedi yaşındaki çocuklarını asarak idam ettiTaliban, içinde bulunduğumuz hafta içinde bir intikam gösterisi sergilemek için yedi yaşındaki bir çocuğu öldürdü. Afganistanlı yetkililer, Taliban’ın çocuğu ABD ve NATO güçlerine casusluk yaptığı gerekçesiyle yakaladıklarını ve Afganistan’ın güneyindeki Helmand eyaletinde ağaca asarak idam ettiklerini belirtti. Helmand eyaleti valiliği sözcüsü Daoud Ahmadi, çocuğun dedesi olan Abdul Woodod Alokozai adlı kişinin birkaç gün önce köylerinde Taliban aleyhine sözler ettiğini, militanların ise intikam amacıyla Alokozai’nin torununu öldürdüklerini ifade etti. Ahmadi, Alokozai’nin köyünde sözü geçen yaşlılardan olduğunu, köyün ise Taliban’ın kontrolünde olduğunu belirtirken,  yaşlı adamın Devlet Başkanı Hamid Karzai hükümeti hakkında birkaç iyi söz söylemesinin torununun ölümüne yol açtığını söyledi. BLOOMBERG: Kaybolan ABD’li genç denizcinin arama çalışmaları sürüyorDünyanın etrafını dolaşmak için teknesiyle tek başına okyanusa açılan 16 yaşındaki ABD’li denizci Abby Sunderland, Hint Okyanusu’nun ortasında acil yardım sinyali gönderince uluslararası kurtarma çalışması başladı. Sunderland, internet sitesinde verdiği bilgilerde Wild Eyes adlı teknesiyle yaptığı yolculukta çok güçlü rüzgar ve boyu 7.5 metreye ulaşan dalgalar yüzünden büyük zorluk çektiğini belirtmişti. Genç denizcinin geçtiğimiz gün yer belirleyici sinyaller göndermeye başladığını ancak kurtarma ekiplerinin Sunderland ile henüz bağlanı kuramadıklarını belirtti. Babası ise, kızının bulunduğu bölgenin birisini kurtarmak için çok zor şartlar içerdiğini ve Abby’nin bulunduğu noktanın Güney Afrika’dan ve Avustralya’dan yaklaşık 3.220 kilometre uzaklıkta bulunduğunu söyledi. AFP: Kırgızistan’da olağanüstü hal ilan edildiKırgızistan’daki geçici hükümet, etnik çatışmalara sahne olan güney bölgelerinde olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan etti. Geçici hükümetin sözcüsü Azimbek Beknazarov, ulusal radyoya çatışmalarda yedi kişinin öldüğünü ve yaklaşık 50 kişinin de yaralandığını belirtti. Beknazarov, Oş kentindeki şiddetin etnik kökenli olduğunu ve iyi organize edildiğini belirtti. Polis, sokağa çıkma yasağının ardından çatışma seslerinin duyulmaya devam ettiğini ve hala cesetlere rastlandığını açıkladı. Geçici hükümetin yaptığı bir açıklamada ise, Oş kentinde Perşembe gecesi başlayan çatışmalardan şüpheli görülen beş kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

ABD İran’a en büyük darbeyi son anda vurdu

Filed under: Dünyadan,Güncel,Genel,Haberler,Politika,Türkiye — gereksizbiri @ 8:03 pm
Tags: , , , , , , , , ,

Oylamaya saatler var: ABD, Dışişleri Bakanı Clinton, bir telefonu kapatıyor, diğerini açıyor. Konu, İran’ın en büyük şirketlerinden, dünyanın tanıdığı Khatam Al-Anbiya: Clinton’ın teklifi şu: Hem İran’a dördüncü yaptırım paketini uygulatmak, hem de 7 milyar dolarlık varlığıyla İran’ın en büyük şirketini dünyadan tecrit etmek. Telefonlar sonuç veriyor. Rusya evet diyor. İran şirketinin varlıkları donduruluyor.

Obama yönetimi, İran Devrim Muhafızları’nın sahip olduğu Khatam Al-Anbiya (KAA) adlı holdingi yaptırımlar kapsamında varlıkları dondurulacak 41 şirketin listesine eklemesi için Rusya’yı ikna edince, İran’a uygulanmak istenen yaptırımlar çerçevesinde son dakikada gelen bir zafer elde etmiş oldu.
Bahsi geçen liste, 9 Haziran tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Lübnan’ın çekimser, Türkiye ve Brezilya’nın ise red oyu kullandığı ve 2’ye karşı 12 oyla kabul edilen daha geniş yaptırımlar kapsamında yer alıyor.
KAA’nın aynı zamanda, İran’ın Kum kentinde ortaya çıkarılan gizli nükleer tesisten, Basra Körfezi’ne kadar uzanan önemli petrol ve doğalgaz yataklarına kadar sayısız yatırımda, milyarlarca dolarlık sözleşmelerden sorumlu 812’den fazla yan şirketi bulunuyor.
İran hükümetinden bir yetkili, “İran Devrim Muhafızları’nın İran’da önemli bir ekonomik güç haline gelmesinin fazlasıyla Khatam Al-Anbiya şirketi ve yan kuruluşlarına bağlı olduğunu” belirtti.
SON DAKİKA GÖRÜŞMELERİ
KAA holdinginin yaptırımlara dâhil edilmesi kararı 7 Haziran günü ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile holdingle büyük iş bağlantıları olan Rusya ve Çin arasında düzenlenen görüşmelerin ardından geldi. ABD ayrıca, tarafsız gözlemcileri ikna edebilmek çabasıyla Güvenlik Konseyi üyelerine KAA’nın faaliyetleri hakkında önemli istihbarat iletti.
ABD Başkanı Barack Obama, KAA’ya uygulanacak yaptırımların yakın zamanda İran’ın çizgisini değiştirmekte etkili olacak sonuçlar vermekten uzak olduğunu kabul etti. Obama, İran hükümetinin tavrını bir gecede değiştirmeyeceğini bildiklerini söyledi.
KAA üzerindeki yaptırımların İran Devrim Muhafızları’na maliyeti ekonomik anlamda çok büyük olabilir. ABD Hazine Bakanlığı’na göre, holding 2006 yılında petrol, doğalgaz ve ulaşım sektörlerinde 7 milyar dolar tutarındaki anlaşmalara imza attı. Batılı istihbarat kurumlarının 400 bin çalışanı olduğunu tahmin ettikleri KAA’nın devletler ile yapılmış 1,700 adet  iş taahhüdü bulunuyor.
Guardian gazetesine göre, bu sözleşmeler arasında 1.3 milyar dolar değerinde bir doğalgaz boru hattı ile Güney Pars petrol sahası işletmek için 2.5 milyar dolarlık bir sözleşme bulunuyor.
TÜRKİYE VE BREZİLYA ÖFKELENDİRDİ
ABD ve Batılı müttefikleri, BM’den çıkan yaptırım kararını gelecek haftalarda hayata geçirmeyi planladıkları tek taraflı yaptırımlar için tetikleyici unsur olarak görüyor. Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın önde gelen ülkeleri, 13 Haziran günü yapılacak Avrupa Birliği zirvesinde kıta genelinde İran’a yönelik ek yaptırımları onaylamayı planlıyor.
Obama yönetiminin KAA’yı listeye alma başarısı göstermesi,Türkiye ve Brezilya’yı yaptırımları kabul etmeye ikna etme başarısı göstermesiyle kıyaslandığında daha ahenkli bir karar süreciydi. Türkiye ve Brezilya, güven-tesis edici mekanizma olarak İran’la müzakere ettikleri nükleer yakıt takası anlaşmasının ABD ve müttefikleri tarafından göz ardı edilmesine kızgındı. Verdikleri red oyu ise, Tahran’ın nükleer programıyla gösterdiği direnişe getirilmek istenen uluslararası dengeyi zayıflatıyor.
Öte yandan, yaptırımları kaç ülkenin hangi kapsamda uygulayacağına yönelik soru işaretleri mevcut. Çarşamba günü alınan karar uygulamaların denetlenmesi için bir organ oluşmasını sağladı ancak KAA gibi şirket çok sayıda paravan şirket kurarak cezalardan kaçmalarıyla biliniyor.

Obama yönetimi, İran Devrim Muhafızları’nın sahip olduğu Khatam Al-Anbiya (KAA) adlı holdingi yaptırımlar kapsamında varlıkları dondurulacak 41 şirketin listesine eklemesi için Rusya’yı ikna edince, İran’a uygulanmak istenen yaptırımlar çerçevesinde son dakikada gelen bir zafer elde etmiş oldu.    Bahsi geçen liste, 9 Haziran tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Lübnan’ın çekimser, Türkiye ve Brezilya’nın ise red oyu kullandığı ve 2’ye karşı 12 oyla kabul edilen daha geniş yaptırımlar kapsamında yer alıyor.   KAA’nın aynı zamanda, İran’ın Kum kentinde ortaya çıkarılan gizli nükleer tesisten, Basra Körfezi’ne kadar uzanan önemli petrol ve doğalgaz yataklarına kadar sayısız yatırımda, milyarlarca dolarlık sözleşmelerden sorumlu 812’den fazla yan şirketi bulunuyor.   İran hükümetinden bir yetkili, “İran Devrim Muhafızları’nın İran’da önemli bir ekonomik güç haline gelmesinin fazlasıyla Khatam Al-Anbiya şirketi ve yan kuruluşlarına bağlı olduğunu” belirtti. SON DAKİKA GÖRÜŞMELERİKAA holdinginin yaptırımlara dâhil edilmesi kararı 7 Haziran günü ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile holdingle büyük iş bağlantıları olan Rusya ve Çin arasında düzenlenen görüşmelerin ardından geldi. ABD ayrıca, tarafsız gözlemcileri ikna edebilmek çabasıyla Güvenlik Konseyi üyelerine KAA’nın faaliyetleri hakkında önemli istihbarat iletti. ABD Başkanı Barack Obama, KAA’ya uygulanacak yaptırımların yakın zamanda İran’ın çizgisini değiştirmekte etkili olacak sonuçlar vermekten uzak olduğunu kabul etti. Obama, İran hükümetinin tavrını bir gecede değiştirmeyeceğini bildiklerini söyledi. KAA üzerindeki yaptırımların İran Devrim Muhafızları’na maliyeti ekonomik anlamda çok büyük olabilir. ABD Hazine Bakanlığı’na göre, holding 2006 yılında petrol, doğalgaz ve ulaşım sektörlerinde 7 milyar dolar tutarındaki anlaşmalara imza attı. Batılı istihbarat kurumlarının 400 bin çalışanı olduğunu tahmin ettikleri KAA’nın devletler ile yapılmış 1,700 adet  iş taahhüdü bulunuyor. Guardian gazetesine göre, bu sözleşmeler arasında 1.3 milyar dolar değerinde bir doğalgaz boru hattı ile Güney Pars petrol sahası işletmek için 2.5 milyar dolarlık bir sözleşme bulunuyor. TÜRKİYE VE BREZİLYA ÖFKELENDİRDİABD ve Batılı müttefikleri, BM’den çıkan yaptırım kararını gelecek haftalarda hayata geçirmeyi planladıkları tek taraflı yaptırımlar için tetikleyici unsur olarak görüyor. Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın önde gelen ülkeleri, 13 Haziran günü yapılacak Avrupa Birliği zirvesinde kıta genelinde İran’a yönelik ek yaptırımları onaylamayı planlıyor. Obama yönetiminin KAA’yı listeye alma başarısı göstermesi,Türkiye ve Brezilya’yı yaptırımları kabul etmeye ikna etme başarısı göstermesiyle kıyaslandığında daha ahenkli bir karar süreciydi. Türkiye ve Brezilya, güven-tesis edici mekanizma olarak İran’la müzakere ettikleri nükleer yakıt takası anlaşmasının ABD ve müttefikleri tarafından göz ardı edilmesine kızgındı. Verdikleri red oyu ise, Tahran’ın nükleer programıyla gösterdiği direnişe getirilmek istenen uluslararası dengeyi zayıflatıyor. Öte yandan, yaptırımları kaç ülkenin hangi kapsamda uygulayacağına yönelik soru işaretleri mevcut. Çarşamba günü alınan karar uygulamaların denetlenmesi için bir organ oluşmasını sağladı ancak KAA gibi şirket çok sayıda paravan şirket kurarak cezalardan kaçmalarıyla biliniyor.

Türkiye Filistin’in bütünleşmesinde rol alabilir

Türkiye, Filistin’in yeniden bütünleşmesinin önünde engel olan Hamas ve El Fetih arasındaki derin güvensizliğin ortadan kaldırılmasında önemli rol oynayabilir.
İsrail’in Gazze ablukasını hafifletmesine yönelik beklentiler El Fetih ve Hamas’ın üzerinde, aralarındaki kan davasını bitirmek için yapılan baskıları artırdı. Ancak birbirine rakip olan iki taraf arasında yakın dönemde bir birliğin sağlanma olasılığı çok düşük görünüyor.
Ablukaya karşı gösterdiği mücadele ile Arapların övgüsünü kazanan Türkiye, iki taraf arasında arabuluculuk önerirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Filistin’deki ayrılığın sona ermesi gerektiğini belirtti.
Ancak Hamas ve El Fetih arasındaki sorunları aşmak çok kolay değil. Taraflar arasındaki derin güvensizlik, Filistin politikalarına fazlaca dahil olmuş bölge ülkelerinin nüfuzlarını kaybetmek istememeleri, Hamas ve El Fetih’in birleşmesinin önünde engel oluşturuyor.
Bu sorunlara ek olarak, ablukanın hafifletilmesinden cesaret alan Hamas, Filistin krizinin merkezindeki konularda yapılacak müzakerelerde daha etkin rol almak isteyecek gibi görünüyor.
TÜRKİYE’NİN ETKİSİ SINIRLI
Batı Şeria’daki Birzeit Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında dersler veren George Giacaman, Türkiye’nin oynayabileceği rolün kısıtlı olduğu görüşünde. Giacaman, Hamas ve El Fetih’in içinde bulunduğu ittifakların Türkiye’nin göstereceği baskıdan daha önemli bir yer tuttuğunu belirtti.
Filistin’deki bölünme Kahire’den Tahran’a, Şam’dan Washington’a kadar mevcut çekişmenin esiri olmuş durumda. Hamas İran ve Suriye tarafından desteklenirken, El Fetih’in başında olduğu Filistin Yönetimi ABD ve Mısır’dan destek görüyor.
İki taraf arasındaki husumet, 2007 yılında Hamas’ın Gazze Şeridi’nin kontrolünü elde etmesi ardından küçük çaplı iç savaşa dönüştü. Yasal bir seçimle rakibini deviren Hamas, İsrail’e gösterdiği düşmancı tutum nedeniyle, Batı’nın uyguladığı yaptırımlara maruz kalarak yönetimde zorluklar yaşadı.
Hem Hamas ve hem de El Fetih, Filistin’de birliği tekrar sağlamak istediklerini belirtirken, bu konunun Hamas’ın gücünü zayıflatmak için uygulanan Gazze ablukasının hafifletilmesiyle ilişkilendirilmesini istemiyor.
El Fetih’in ve Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas, yeniden birleşme için Hamas liderleriyle bütünleşme konusunu tartışmak için bir araya gelmeyi teklif etti. Ancak Abbas’ın bu hamlesi Hamas tarafından şüpheyle karşılandı. Hamas sözcüsü Sami Abu Zuhri, Abbas’ın sözlerinde ciddi olmadığını söyledi.
TÜRKİYE ÇIKMAZI SONLANDIRABİLİR
Abbas’ın Mısır tarafından hazırlanan planda gösterdiği ısrar, El Fetih için umutsuz bir girişimden başka bir şey değil. Ancak İsrail’e karşı tutumuyla Hamas’ın desteğini kazanan Türkiye, bu çıkmazdan çıkış için bir yol gösterebilir.
Erdoğan geçtiğimiz hafta Hamas’ın arabuluculuk için kendilerine yeşil ışık yakmış olduğunu belirtti ve aynı yaklaşımı El Fetih’ten de görmesi gerektiğini belirtti.
Abbas, Türkiye’nin çabalarına değer verdiğini belirtti. Ancak ablukanın hafifletilme olasılığını gören Hamas, eline güçlü bir kart geçtiği düşüncesiyle yeniden bütünleşme konusunda daha az uzlaşmacı eğilim gösterebilir.
Hamas, yeniden bütünleşme için konulan İsrail’i tanıması ve Tel Aviv’e yönelik şiddetini azaltması şartlarını kabul etmeye yanaşmıyor. Abbas’ın, Hamas ile görüşmesini istediği heyetin üyesi olan Hany El Masri, Hamas’ın hiçbir şart altında hiçbir koşulu kabul etmeyeceğini belirtti.
Masri, iki grubun da yeniden bütünleşmeye yönelik özel bir isteği olduğunu ancak uluslararası ve bölgesel oyuncuların olumsuz etkilerinin sürdüğünü ifade etti.

Türkiye, Filistin’in yeniden bütünleşmesinin önünde engel olan Hamas ve El Fetih arasındaki derin güvensizliğin ortadan kaldırılmasında önemli rol oynayabilir.
İsrail’in Gazze ablukasını hafifletmesine yönelik beklentiler El Fetih ve Hamas’ın üzerinde, aralarındaki kan davasını bitirmek için yapılan baskıları artırdı. Ancak birbirine rakip olan iki taraf arasında yakın dönemde bir birliğin sağlanma olasılığı çok düşük görünüyor.   Ablukaya karşı gösterdiği mücadele ile Arapların övgüsünü kazanan Türkiye, iki taraf arasında arabuluculuk önerirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Filistin’deki ayrılığın sona ermesi gerektiğini belirtti.    Ancak Hamas ve El Fetih arasındaki sorunları aşmak çok kolay değil. Taraflar arasındaki derin güvensizlik, Filistin politikalarına fazlaca dahil olmuş bölge ülkelerinin nüfuzlarını kaybetmek istememeleri, Hamas ve El Fetih’in birleşmesinin önünde engel oluşturuyor. Bu sorunlara ek olarak, ablukanın hafifletilmesinden cesaret alan Hamas, Filistin krizinin merkezindeki konularda yapılacak müzakerelerde daha etkin rol almak isteyecek gibi görünüyor. TÜRKİYE’NİN ETKİSİ SINIRLIBatı Şeria’daki Birzeit Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında dersler veren George Giacaman, Türkiye’nin oynayabileceği rolün kısıtlı olduğu görüşünde. Giacaman, Hamas ve El Fetih’in içinde bulunduğu ittifakların Türkiye’nin göstereceği baskıdan daha önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Filistin’deki bölünme Kahire’den Tahran’a, Şam’dan Washington’a kadar mevcut çekişmenin esiri olmuş durumda. Hamas İran ve Suriye tarafından desteklenirken, El Fetih’in başında olduğu Filistin Yönetimi ABD ve Mısır’dan destek görüyor. İki taraf arasındaki husumet, 2007 yılında Hamas’ın Gazze Şeridi’nin kontrolünü elde etmesi ardından küçük çaplı iç savaşa dönüştü. Yasal bir seçimle rakibini deviren Hamas, İsrail’e gösterdiği düşmancı tutum nedeniyle, Batı’nın uyguladığı yaptırımlara maruz kalarak yönetimde zorluklar yaşadı. Hem Hamas ve hem de El Fetih, Filistin’de birliği tekrar sağlamak istediklerini belirtirken, bu konunun Hamas’ın gücünü zayıflatmak için uygulanan Gazze ablukasının hafifletilmesiyle ilişkilendirilmesini istemiyor. El Fetih’in ve Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas, yeniden birleşme için Hamas liderleriyle bütünleşme konusunu tartışmak için bir araya gelmeyi teklif etti. Ancak Abbas’ın bu hamlesi Hamas tarafından şüpheyle karşılandı. Hamas sözcüsü Sami Abu Zuhri, Abbas’ın sözlerinde ciddi olmadığını söyledi. TÜRKİYE ÇIKMAZI SONLANDIRABİLİRAbbas’ın Mısır tarafından hazırlanan planda gösterdiği ısrar, El Fetih için umutsuz bir girişimden başka bir şey değil. Ancak İsrail’e karşı tutumuyla Hamas’ın desteğini kazanan Türkiye, bu çıkmazdan çıkış için bir yol gösterebilir. Erdoğan geçtiğimiz hafta Hamas’ın arabuluculuk için kendilerine yeşil ışık yakmış olduğunu belirtti ve aynı yaklaşımı El Fetih’ten de görmesi gerektiğini belirtti. Abbas, Türkiye’nin çabalarına değer verdiğini belirtti. Ancak ablukanın hafifletilme olasılığını gören Hamas, eline güçlü bir kart geçtiği düşüncesiyle yeniden bütünleşme konusunda daha az uzlaşmacı eğilim gösterebilir. Hamas, yeniden bütünleşme için konulan İsrail’i tanıması ve Tel Aviv’e yönelik şiddetini azaltması şartlarını kabul etmeye yanaşmıyor. Abbas’ın, Hamas ile görüşmesini istediği heyetin üyesi olan Hany El Masri, Hamas’ın hiçbir şart altında hiçbir koşulu kabul etmeyeceğini belirtti. Masri, iki grubun da yeniden bütünleşmeye yönelik özel bir isteği olduğunu ancak uluslararası ve bölgesel oyuncuların olumsuz etkilerinin sürdüğünü ifade etti.

‘Erdoğan’ın teröre karşı çifte standardı’

ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal bugün, bir süredir Türkiye’ye yönelttiği eleştirilerini bir adım daha ileriye götürdü. Gazete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Hamas ve PKK konularında çifte standart uyguladığını söyledi.
Gazetenin yayımladığı makale şöyle:
“Başbakan Recep Tayip Erdoğan İsrail’e karşı sert tavrını sürdürürken, Gazze ablukasının nedeni olan Hamas örgütünü savunuyor. Ancak, bir Filistin devletinin meşruluğunu kabul edebilen İsrail hükümetine kıyasla, PKK’ya aynı yaklaşımı sergileyemiyor.
Ortadoğu’nun süper gücü bir kez daha hava gücünü bazıları tarafından terörist, bazıları tarafından ise özgürlük savaşçıları kabul edilen isyancı grubun üzerine gönderdi. İsrail tarafından Gazze üzerine düzenlenmiş bir başka hava saldırısı mı? Bu sefer değil.
Saldıran taraf, Pazartesi günü Kuzey Irak’taki PKK mevzilerini bu ay içinde ikinci kez bombalayan Türk Hava Kuvvetleri. PKK, bağımsız bir devlet kurabilmek için 25 yıldan fazladır Ankara ile savaşıyor. İdeolojileri Maoculuk, ulusalcılık ve henüz yeni benimsedikleri İslamcılığın bir karmaşası. Kullandıkları yöntemler ise gerilla savaşı, rehin alma, uyuşturucu ticareti ve terör. Yıllar süren çatışmalarda on binlerce Türk hayatını kaybetti.
Kısaca Türkiye’nin PKK’yı hiçbir zaman tanımaması veya müzakere masasına oturmaması veya amacının meşruluğunu kabul etmemesi için geçerli sebepleri var. Diğer yandan, bazı Avrupa hükümetleri PKK konusunda iki yana gidip gelirken, ABD Ankara’nın yanında cesur bir duruş sergiledi. Tıpkı ABD gibi, yıllarca Türkiye’ye askeri ve terör karşıtı destek sağlayan İsrail’de aynı tutumu benimsedi.
BENZER YÖNTEM, FARKLI YAKLAŞIM
İsrail, Hamas ve diğer Filistinli terör grupları gibi PKK’ya benzeyen düşmanlara sahip ve onlarla Türkiye’nin benimsediğine benzeyen yöntemlerle mücadele etti. Birbiri ardına gelen İsrail hükümetleri, Türkiye’nin bağımsız bir Kürt devletine olan yaklaşımına kıyasla bir Filistin devletinin meşruluğunu kabul etti.
Türk hükümetleri bölgesel radikal gruplara karşı Batı ve İsrail ile taraf tutmanın faydalarını anladıkları gibi, bir zamanlar bunu da anlamıştı. Ancak aynı şey, Tahran ve Kudüs’teki yeni arkadaşlarına benzemekten zevk alarak İsrail karşıtı tavır edinen mevcut Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için geçerli değil.
Geçtiğimiz hafta Gazze’ye gitmekte olan Türk yardım filosuna yapılan baskın, Erdoğan’a Yahudi devletine tekrar karşı durmak ve Hamas’ı savunmak için bir fırsat verdi. Her ne kadar Erdoğan’ın İslamcı radikaller ile yakınlaşması ülkesinde ne kadar iyi gözükse de, dünya onun uyguladığı çifte standardı görebiliyor.”

ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal bugün, bir süredir Türkiye’ye yönelttiği eleştirilerini bir adım daha ileriye götürdü. Gazete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Hamas ve PKK konularında çifte standart uyguladığını söyledi.
Gazetenin yayımladığı makale şöyle:     ”Başbakan Recep Tayip Erdoğan İsrail’e karşı sert tavrını sürdürürken, Gazze ablukasının nedeni olan Hamas örgütünü savunuyor. Ancak, bir Filistin devletinin meşruluğunu kabul edebilen İsrail hükümetine kıyasla, PKK’ya aynı yaklaşımı sergileyemiyor.  Ortadoğu’nun süper gücü bir kez daha hava gücünü bazıları tarafından terörist, bazıları tarafından ise özgürlük savaşçıları kabul edilen isyancı grubun üzerine gönderdi. İsrail tarafından Gazze üzerine düzenlenmiş bir başka hava saldırısı mı? Bu sefer değil.   Saldıran taraf, Pazartesi günü Kuzey Irak’taki PKK mevzilerini bu ay içinde ikinci kez bombalayan Türk Hava Kuvvetleri. PKK, bağımsız bir devlet kurabilmek için 25 yıldan fazladır Ankara ile savaşıyor. İdeolojileri Maoculuk, ulusalcılık ve henüz yeni benimsedikleri İslamcılığın bir karmaşası. Kullandıkları yöntemler ise gerilla savaşı, rehin alma, uyuşturucu ticareti ve terör. Yıllar süren çatışmalarda on binlerce Türk hayatını kaybetti. Kısaca Türkiye’nin PKK’yı hiçbir zaman tanımaması veya müzakere masasına oturmaması veya amacının meşruluğunu kabul etmemesi için geçerli sebepleri var. Diğer yandan, bazı Avrupa hükümetleri PKK konusunda iki yana gidip gelirken, ABD Ankara’nın yanında cesur bir duruş sergiledi. Tıpkı ABD gibi, yıllarca Türkiye’ye askeri ve terör karşıtı destek sağlayan İsrail’de aynı tutumu benimsedi. BENZER YÖNTEM, FARKLI YAKLAŞIMİsrail, Hamas ve diğer Filistinli terör grupları gibi PKK’ya benzeyen düşmanlara sahip ve onlarla Türkiye’nin benimsediğine benzeyen yöntemlerle mücadele etti. Birbiri ardına gelen İsrail hükümetleri, Türkiye’nin bağımsız bir Kürt devletine olan yaklaşımına kıyasla bir Filistin devletinin meşruluğunu kabul etti. Türk hükümetleri bölgesel radikal gruplara karşı Batı ve İsrail ile taraf tutmanın faydalarını anladıkları gibi, bir zamanlar bunu da anlamıştı. Ancak aynı şey, Tahran ve Kudüs’teki yeni arkadaşlarına benzemekten zevk alarak İsrail karşıtı tavır edinen mevcut Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için geçerli değil. Geçtiğimiz hafta Gazze’ye gitmekte olan Türk yardım filosuna yapılan baskın, Erdoğan’a Yahudi devletine tekrar karşı durmak ve Hamas’ı savunmak için bir fırsat verdi. Her ne kadar Erdoğan’ın İslamcı radikaller ile yakınlaşması ülkesinde ne kadar iyi gözükse de, dünya onun uyguladığı çifte standardı görebiliyor.”

Sonraki Sayfa »

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.