Gereksizbiri

Ağustos 1, 2007

PKK/KADEK doktorundan müthiş itiraflar

Kategori: Terörizim — gereksizbiri @ 10:56 am

Adana’da, sahte pasaportla Almanya’ya kaçmak isterken havalimanında yakalanan PKK/KADEK örgütünün 30 yaşındaki doktoru C.Ç., kanlı örgütün içyüzünü polise anlattı. Yakalandıktan sonra ‘Eve Dönüş’ten yararlanmak için başvuran ve halen tutuklu bulunan C.Ç., müthiş itiraflarda bulundu:

Kamplarda görev aldım. Son zamanlarda Başkanlık Konseyi üyelerini de muayene ettim. Cemil Bayık bel fıtığı. Örgütün ikinci ismi Osman Öcalan ise obez.

Konseyin 7′nci Kongresi Kandil Dağı’nda yapıldı. Bağımsız Kürdistan
devleti kurulmasından vazgeçildi.

Silahlar İran, Irak, Suriye, Rusya, Yugoslavya, Ermenistan’dan satın
alınmaktadır. Mermiler ise Suriye, İran, Irak ülkelerinin resmi
makamlar, ile yapılan anlaşma gereğince sağlanmaktadır. Ağır silahlar
ise Rusya, Yugoslavya, Ermenistan ve İran üzerinden örgüte getiriliyor.
Irak’ta 17 kamp var. Örgütün Türkiye’de 200 -300, yurtdışında ise 5 bin
silahlı adamı var.

Kod Adı ‘Çevik Bir’!

Kategori: Türkiye — gereksizbiri @ 10:50 am

Aralık 1999, İstanbul-İzmir

Türkiye’de şimdiye kadar başarıya ulaşmış dört askeri müdahalenin de bilinen liderlerinin ötesinde öne çıkardığı isimler vardır. Kamuoyunun darbenin “asıl beyni” olarak gördüğü ve parlattığı bu isimlerin siyasi ihtirasları darbe döneminin sonrasında da bazı roller üstlenmeye onları zorlar; 27 Mayıs 1960 ihtilalinde bildiriyi radyodan okuyan ve daha sonra Başbakanlık Müsteşarı olarak 14′lerin tasfiyesine kadar “fiilen başbakanlık” yapan Albay Alpaslan Türkeş bu isimlerden ilkidir.

12 Mart’ta Hava Kuvvetleri Komutanı “Uçan General” Muhsin Batur’a benzer bir rol atfedilmiştir. O da daha sonra senatör ve 12 Eylül öncesindeki bitmek bilmeyen cumhurbaşkanı seçimi krizinde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olmuştur.

12 Eylül’de Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Orgeneral Haydar Saltık “cuntanın beyni” olarak görülmüş ancak daha sonrasında siyasete atılmamış büyükelçilikle yetinmiştir. Ama İsviçre Büyükelçiliği sırasında meydana gelen bir cinayetten dolayı o da bu diplomatik görevde fazla tutunamamış ve Türkiye’ye geri gönderilmiştir.

Bizzat gerçekleştirenlerin de “post-modern darbe” olarak niteledikleri en sonuncu askeri müdahalenin, 28 Şubat’ın beyni olarak görülen isim ise hiç kuşkusuz Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir’di. “28 Şubat süreci” olarak adlandırılan bu dönemin en kritik günlerinde kamuoyuyla tüm ilişkileri kuran ve ordunun sözcüsü olarak öne çıkan Çevik Bir’in marifetleri daha sonraları açığa çıkan “andıçlarla” iyice sergilenmişti.

Sincan’da tankları yürüten, “demokrasiye balans ayarı” yaptıklarını söyleyen Çevik Bir, Ağustos 1998′de 1. Ordu Komutanlığına geçinceye kadar, bir buçuk yıl boyunca süreci yöneten ve yönlendiren adam olarak görülmüş veya kendisini böyle sunmuştu. Bir ara Genelkurmay Başkanı olabilmesinin yolu açılmaya da çalışılmış ama başarılamayınca Ağustos 1999′da emekli olmak zorunda kalmıştı.

Ancak emekli olduktan sonra kendi sözleriyle, “Hanımın kabul ve temizlik günlerinde spor yapmaya gidemezdim ya” diyerek hayli genç ve yetenekli olduğuna inanan ve gerçek ismini değil de sanki kod ismi kullandığı kuşkusunu yaratan Çevik Bir, “stratejik düşünce üreten” bir merkez kurmayı planladığını söylerken, birdenbire cumhurbaşkanlığı tartışmalarının içine daldı ve dizginleyemediği siyasi ihtirasının kurbanı olarak işi cumhurbaşkanlığına aday olduğunu ilan etmeye kadar götürdü. Ama doğrusunu söylemek gerekirse bir aday ve kampanyası ancak bu kadar tuhaf olur, bir iş ancak bu kadar yüze göze bulaştırılırdı…

Anayasada yapılacak bir değişiklikle dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in görev süresinin beş yıl daha uzatılmasına çalışıldığı günlerde, 30 Kasım 1999′da Rumelili İşadamları Derneği’nin düzenlediği bir toplantıya konferans vermek üzere davet edilen Çevik Bir’in konuşması NTV televizyonundan da naklen veriliyordu.

Yani aslında bütün mizansen bir cumhurbaşkanı adayının kamuoyuna sunulmasıydı. Memleket meseleleri üzerine görüşlerini açıklayan “28 Şubat’ın beyni” emekli paşa, henüz alışamadığı sivil kıyafetleriyle toplumun karşısına çıkmış ve “halk tarafından seçilecek olursa cumhurbaşkanlığına aday olduğunu” ilan ediyordu.

Toplantının düzenlenmesine ön ayak olan Ali Şen başta olmak üzere katılan işadamlarının alkışlarıyla karşılanan bu adaylık ilanının bütün keyfini kaçıran ise yine gazeteciler oldu. Siyasete atılan emekli generallerle uğraşmayı çok seven gazetecilerden birinin, Murat Birsel’in sorduğu bir soruya sinirlenen paşa, artık sırtında orgeneral üniforması olmadığını unutarak gürleyince bir çuval incir berbat oldu ve Çankaya Köşkü’ne çıkma hayali de derin sulara gömüldü.

Daha sonra kendisini en ciddiye alanlardan birine, Hürriyet gazetesinin yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’e Murat Birsel’i haşlamasıyla ilgili yaptığı açıklamada şöyle diyecekti: “Biraz alaya alır gibi konuştuğu hissine kapıldım. Ama sonra gidip yanaklarından öptüm. Kendisinden özür diledim.” Ancak artık iş işten geçmişti…

28 Şubat sürecinde gazetecilere nasıl kan kusturduğu daha sonra çarşaf çarşaf yazılan Çevik Bir’in bu zaafının ve zamanlama hatasının üzerine atlayan gazetelerde sonraki günlerde çıkan ve resmen kafa bulan yazılarla birlikte birkaç gün içinde paşa aday olduğuna da, olacağına da pişman oldu.

Hürriyet’ten Serdar Turgut, NTV’nin Çevik Bir’li yayınını “televoleden bile daha şamata, daha komik ve daha abuk” bulduğunu yazarken, Yeni Şafak’tan Taha Kıvanç ise ev halkından biri komedi programı “Yasemince”yi seyretmek isteyince, “Aman kalsın” dediğini, “NTV’deki program çok daha mizah yüklüydü, üstelik heyecanlıydı” diye yazacaktı.

En ağır saldırı ise Hürriyet gazetesinin başyazarı Oktay Ekşi’den gelecek ve şöyle diyecekti: “Biz Çevik Bir Paşa’yı Somali’ye gönderilen Türk Birliğinin Komutanı olarak tanıdık. İlk notumuzu da orada birliğimizi hedef alan bir saldırı sırasında nöbet tutan erimiz hafif yaralanınca, onun fotoğrafını çeken ve düşüp bayıldığını yazan arkadaşımız Kadir Ercan’ı, ‘Türk askeri bayılmaaz! Türk askeri korkmaaz! Sen bizi düşmanlarımıza rezil ettinn! Senin yazdıklarını gören PKK bize güleceek. Defol giit!’ diyerek Somali’den Türkiye’ye posta etmesi üzerine verdik.

“Bizim doğrudan ve dolaylı şekilde muhatap olduklarımızı şimdilik yazmıyoruz. Ama gazeteciler hakkında dosya tutturma; beğenmediği gazetecilerin askeri tesislere girmesini yasaklama; kızdığı gazetecilerin kovulmaları için bazı işverenlere baskı yapma gibi hiçbir demokrasinin ve hiçbir hukuk devletinin kitabında bulunmayan karar ve uygulamaların arkasındaki isim olduğunu uzun zamandır duyuyoruz.

“Zaten adaylığını açıkladığı akşam kendisine soru yönelten gazetecileri azarlaması da hem duyduklarımızı doğruluyor, hem de nasıl bir zihniyete sahip olduğunu yeterince açık bir şekilde ortaya koyuyor.

“Çevik Bir’in kararım değerlendirmeye bu sütunun boyu müsait değil. O yüzden yeri gelirse tekrar yazarız. Ama kendisine Faruk Gürler’den önce Turgut Sunalp’ı incelemesini salık veririz.”

Tüm bu tepkilerden sonra soluğu memleketi İzmir’de alan Çevik Bir aslında son bir kez de burada adaylığı için zemin yokluyordu. İzmirliler Derneği’ni ziyaret ederek üye olan Çevik Bir, NTV’den naklen yayımlanan toplantı sanki başka bir şeymiş gibi, sanki kendisinin her toplantısı naklen yayımlanıyormuş gibi, “Bu toplantı amacından saptırıldı ve benim adaylık kampanyamın başlangıcı gibi sunuldu. Buna tepki gösterdim” diye şikayet ediyordu.

“Özellikle basından ricam, halkı, sivil toplum örgütlerini konuşturun, konuyu monologdan çıkartıp diyaloga dönüştürelim” diyen Çevik Bir’in ardından konuşan İzmirliler Derneği Genel Başkanı Gündüz Kapancıoğlu, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi durumunda, bir İzmirli olan Çevik Bir’e destek vereceklerini belirtiyor ve bu konunun daha geniş tartışılması için kampanya başlatacaklarını söylüyordu.

Kapısında “Yine ilk adım İzmir’den, cumhurbaşkanlığında ilk söz milletten” pankartının asılı olduğu dernek binasının önünde zeybekler oynuyordu. Yani aslında inkar etmeye çalışsa da paşanın kampanyası basbayağı ve doğrusu oldukça tuhaf bir şekilde sürüyordu.

Çevik Bir, zeybeklerin arasından geçerek dernekten çıkışı sırasında, “Sizi Çankaya’da görmek istiyoruz” diye seslenen bir kadına “Her şey kanunla, sizin isteğinizle olur” karşılığını verdi.

Bütün bu şamata içinde en anlamlı ve sahici laf da galiba buydu.

Çevik Bir’in ihtirasına ne kanun geçit verdi, ne de halk…

33 Şehidimiz

Kategori: Türkiye — gereksizbiri @ 10:47 am

> 1993. Malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. Hepsi sivil giysili.
> Üniforma ve postalları çantalarında. Hiçbirinde silah yok, kendilerine
> refakat eden tek bir askeri personel de. Saat 18.00. Bingöl’e 10 kilometre
> var. Dağlık, dar bir yol. Birden silah sesleri yankılanıyor. İlk virajı
> geçtiklerinde, 50 PKK’lının karşı yönden gelen Bingöl Tur’a ait bir
> otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil
> erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. Şoföre bağırırlar;
> ‘Geri dön!’ Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş…
> Otobüsün kapısını, ‘Orada ben yoktum’ diyen Şemdin Sakık, o zamanki adıyla
> ‘Parmaksız Zeki’ açıyor.
>
> OSMAN PARTAL ANLATIYOR
>
> Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. Van-Özalp’taki
> birliğime gidiyordum. Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara
> lastik patladığını söyleyip durdu. Lastiğin patlamadığını, krikoya
> dokunmadığını gördüm. Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma
> yaptığını duydum. Galiba telsizle konuşuyordu. Şemdin Sakık, şimdi
> Hürriyet’te yayımlanan açıklamalarında ‘Eylem planlanırken buradan
> askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor. Yalan söylüyor. Çünkü ilk
> otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şoförün
> kapısını bizzat Sakık açtı. Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı
> renk kasketi ters takmıştı. Omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu.
> Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ‘Arkada, geliyor’ cevabını
> aldı. İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. Yani bizi bekliyorlardı.
>
> DOĞULU-BATILI DİYE AYIRDILAR
>
> Geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. Mola verildiğinde niçin
> kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ‘TC ateşkes ilan edince, iki gün içinde
> sizi serbest bırakacağız’ dediler. Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ı n
> talimatıyla tek sıra olduk. Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup,
> Doğulu-Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de
> içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda
> koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli
> değişiyordu. Toplam 300 kişiydiler. Bir köye gittik. Kapısını çaldıkları
> evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. Kimi terörist evlere gidip
> istirahat etti. Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler.
> Tekrar yürümeye başladık. Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. Yıldızlara
> son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. Bir ırmaktan geçerken su
> içtik. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00
> sıralarıydı. Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip
> sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ‘Devrem bizi vuracaklar’
> dedim.
>
> DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM
>
> Tir tir titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini
> açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi
> yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar
> üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için
> yüzlerce mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından
> anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can
> çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler… Su istiyorlardı.
> ‘Anne, anne’ diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum. Kendimi
> çimdikledim, ölmemişim. Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.
>
> Bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar
>
> Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. Dokunduğum her uzuv
> elimde kalıyordu. Beyin, ayak… Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya
> çalıştım. Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı
> Karakolu’na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya
> başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570
> mermi kovanı bulundu. Yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi
> kullanmışlardı…
>
> Şoför biliyordu
>
> ERKAN OMAY ANLATIYOR
>
> Adanalı hemşerim Mehmet Tura’yla Manisa-Kırkağaç’ta acemi eğitimimi
> tamamladım. 24 Mayıs sabahı, jandarma komando olarak Siirt’teki
> birliğimize gitmek üzere Malatya’dan iki sivil midibüse bindirildik. 50
> askerin hiçbirinde silah yoktu. Bizi koruyan refakatçı da. Bingöl’e 10
> kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri
> duyduk. Saat 18.00′di. Karşı yönden gelen Bingöl Tur otobüsünü tarayan 50
> kadar PKK’lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. Şoföre
> geri dönmesi için bağırdım. Duymazdan geldi. Zaten tuhaf şekilde, 4 saatte
> 3 mola vermişti. Bizi indiren PKK’lılar ‘Geleceğinizi biliyor, sizi
> bekliyorduk’ dedi. O sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı
> karanlıklardan. ‘Oğluma ne yaptınız’ diyordu. Adını söyleyince oğlunun
> otobüslerde olmadığı anlaşıldı. Çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar.
> Geldiği gibi gitti. O baba sayesinde kurtulduk. Hepimizin öldüğü
> sanılıyordu. Askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler
> he pimizi öldürecekti.
>
> YANLIŞLIKLA 9 ŞEHİT DAHA
>
> Sürekli yürüyorduk. Ertesi gün 12.00′de silah seslerinden askerlerin
> yaklaştığını anladım. Asıl harekat 16.00′da başladı. Sikorsky ve F-16′lar
> uçuyordu tepemizde. PKK’lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara
> saklandı.
>
> Bizi hedef olarak ortada bıraktılar. Askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9
> eri şehit etti bu yüzden. Müthiş bir yağmur vardı. Bizi kalkan olarak
> kullanan Şemdin Sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce
> şaşırdı. Teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. Kurşuna
> dizilenlerin arasından kurtulan Osman Partal da aramızdaydı. Ellerimizi
> çözmeyi başardık. Kaçmaya başladık. Karşılaştığımız birkaç teröriste ‘Bizi
> serbest bıraktılar’ dedik. İnandılar. Birbirimizden ayrılmış, askerlerin
> bulunduğu yöne koşuyorduk. Bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir
> yandan bağırıyordum. Tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle
> karşılaştım. Mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. Komutan ‘PKK’lı
> var mı içinizde?’ diye sordu. Sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. Bingöl
> Cezaevi’ndeki bir koğuşa götürdüler bizi. Elbiselerimizi değiştirdik.
> Evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. Kafam durmuştu
> yaşadıklarımdan sonra. Evin telefon numarası bir türlü aklıma gelm ediği
> için arayamadım.
>
> ERKAN UMAY ANLATIYOR
>
> 10 kişilik yakın korumaları arasındaki, ‘hemşire’ diye hitap ettikleri
> kadın bizimle alay etti. Sakık, ‘Sorunumuz rütbelilerle, size bir şey
> yapmayacağız’ dedi. Her birimize nereli olduğumuzu sordu. Aramızda Denizli
> ve Konya’dan olanlar çoğunluktaydı. Hemşerilerden oluşan timler daha
> başarılı olur, tehlikelidir diye bir kenara ayırdılar. Şehit olan 33
> arkadaşımızın çoğunun bu iki ilden olmasının nedeni bu. Bu arada bir er
> ‘Ben Kürt’üm’ deyince PKK’lı ‘Kürt-Türk fark etmez. Asker askerdir. Biz
> askere düşmanız’ dedi. Tek sıra olmamızı istediler. En başta ben vardım.
> Mehmet Tura 6′ncıydı. Yan yana olalım diye gittim, 7′nci oldum. ‘Baştan 6
> kişi gelsin’ dediler. Diğer sıralardan aldıkları 6′şar kişiyle bir grup
> oluşturdular. ‘Kolkola girin’ deyip götürdüler. Arkadaşlarımız kolkola
> ölüme gittiler.
>
> SİLAHLAR 10 DAKİKA HİÇ SUSMADI
>
> Derken yer gök Kalaşnikof cayırtısına boğuldu. Kalaşnikoflar 10 dakika
> boyunca hiç susmadı. Mehmet’in bana son bakışını unutamıyorum. Sırada yer
> değiştirmesem, onun önünde dursam beni götüreceklerdi, Mehmet ölmeyecekti.
> Adana’da ticaret lisesinde sevdiği bir kız vardı. Terhis olur olmaz
> evleneceklerdi.
>
> Askerin üniformasını çıkartıp kendisi giydi
>
> ERKAN OMAY ANLATIYOR
>
> Sayıları 150′yi bulan PKK’lıların silah tehditi altında yürümeye başladık.
> Bir köyün alt tarafında durduk. 15 yaşındaki terörist ‘200 metreden
> sigarayı bile vururum’ diyerek böbürleniyordu. İçimizde komando olup
> olmadığını sordu. Tişörtümde ‘Kırkağaç-Komando’ yazıyordu. Beyaz gömleğimi
> çıkarmamı istediler.Devrem Konyalı Adnan Gebeş’in verdiği parkayı giyip,
> bunu sakladım. Bu sırada teröristler el koydukları çantalarımızda bulunan
> üniforma ve postallarımızı giydi. Türk askeri kılığına büründüler.
> Ellerimizi sicimle bağladılar. Mehmet Tura’yla kaçmaya karar vermiştik.
> Tuvalet bahanesiyle elimi çözdürdüm. O sırada korkunç suratlı bir terörist
> gelip Kalaşnikofu ağzıma soktu. ‘Bir daha kaçmayı aklından geçirirsen
> beynini dağıtırım’ dedi. Sabahın 02’sine kadar yürüdük. Elebaşı Şemdin
> Sakık, Türk askeri üniforması giymiş, elindeki telsizle emir yağdırıyordu.
>
> Üstün başarılı işsiz
>
> Erkan Omay, Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde bir hafta psikolojik tedavi
> gördü. Hava değişiminden sonra havancı jandarma komando olarak Eruh’taki
> birliğine katıldı. Sevkiyatın yine korumasız otobüslerle yapıldığını
> görünce tepki gösterdi, birliğine uçakla gönderildi. Katıldığı
> operasyonlarda çok sayıda üstün başarı belgesi aldı. Şu anda işsiz olan
> Omay, ‘En ufak bir şey olsun, askere gönüllü giderim’ diyor.

WordPress.com'dan blog alın.