Gereksizbiri

Haziran 12, 2010

Tartışmalı seçimlerin yıl dönümünde İran rejimi topallıyor

İran’daki tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci yıl dönümünde dini lider Hamaney’in ülke içindeki meşruiyeti zedelenirken, Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad da artık eski gücünde değil. Bugün, İran rejiminin cumhuriyet ayağı sağlam, ama İslam ayağı topallıyor.
Halkın öfkesi İran rejimini yıkamadı ancak İslam Cumhuriyeti’ne zarar verdi. Diğer yandan, ülke içindeki çatışma rejimin süregelen istikrarını tehdit ediyor.
İran’da 12 Haziran 2009 tarihinde düzenlenen 10’uncu devlet başkanlığı seçimleri, İslami Cumhuriyetin yüzünü ebediyen değiştirdi. Benzeri görülmemiş halk öfkesi dini lider Ayetullah Ali Hamaney rejiminin meşruiyetini hiç olmadığı kadar yaraladı.
Aynı zamanda, Hamaney’in kurduğu rejimde seçimlerden bu yana yaşanan iç çatışmalar, rejim içindeki farklı grupların uzlaşma zemininin ciddi şekilde zarar görmesine neden oldu.
Gösteriler bir devrim başlatmadı ama artık aynı ülkeyi ele almadığımızı gösterdi. Protesto gösterilerinin en büyük stratejik sonucu, Hamaney’in Batı ile yakınlaşmaktan geçmişte hiç olmadığı kadar korkmasına sebep olması oldu. Bu yüzden ABD Başkanı Barak Obama’nın geçen yılki nükleer takas teklifini reddetti. Yoksa Hamaney güçlü ekonomik ve ticari ilişkilere devam ederken uranyum zenginleştirmeye devam edebilirdi.
İRAN DIŞINDAKİ ŞİİLERİN DESTEĞİ ÖNEMLİ
Batıyla olan ilişkilerine tamamen zıt olarak, geçen yıl yaşanan olaylar İran’ın dini liderinin sempatik Müslüman ülkeler ve Hamas ile Hizbullah gibi oluşumlarla olan ilişkilerine her zaman olduğundan daha fazla güvendiğini ortaya koydu.
Hamaney, ülkesindeki meşruiyeti lekelendiğinden beri, Batı’nın askeri veya politik saldırılarını savuşturmak ve rejimini ayakta tutabilmek için müttefik olarak kullanabileceği bu tür ülkeler üzerinde nüfuzunu kullanmayı düşünüyor.
İran, Irak ve Lübnan’ın Şii liderlerinin desteğine sadece politik sebeplerden değil, dini sebeplerden dolayı da büyük önem veriyor. Bunun sebebi, Irak’ın Necef kentinin Büyük Ayetullah Ali Sistani sayesinde bugünlerde Şiiler için en önemli dini merkez haline gelmesi.
Çok sayıda Şii, Ali Sistani’yi, Hamaney’in de üzerinde, Şii dünyasının en kalifiye dini bilgini kabul ediyor. Eğer Hamaney, ardından gelecek kişinin İran’ın dışındaki Şiilerin de desteğini almasını istiyorsa, Sistani’nin ve Necef’teki ruhani sınıfın onayına ihtiyacı var.
HAMANEY ADINI KORUYAMAYABİLİR
Hamaney’in, kendisinden sonra gelecek dini lider olması için oğlu Mücteba’nın dini itibarını artırmaya çalıştığına dair doğrulanmamış haberler şimdiden mevcut. Ancak Mücteba’nın kendi meziyetlerinden değil de babasının bağlantıları ve itibarıyla gerçekleştirdiği yükseliş, Ali Sistani tarafından kabul görmedi.
Bu Hamaney için yolun sonu olduğu anlamına gelmiyor. Tersine, Hamaney Sistani ve Şii dünyasındaki diğer önemli dini liderlerle ilişkilerini geliştirmek için çaba gösterecek. Aksi takdirde, ülkesinde meşruiyeti büyük zarar görmüş olan Hamaney, ardından gelecek ismin kim olacağı konusunda etkin bir tavır ortaya koyamazsa, ölümü ardından unvanını elde etmek için yaşanacak iç çatışma İran’ın istikrarı için ölümcül olabilir.
Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad ve diğer muhaliflerin arasındaki iç çatışma yeni boyutlara ulaştı. Bugün güçsüz ve kifayetsiz bir yetkili olarak görülen Ahmedinejad, koltuğunda Hamaney ile olan yakın bağları sayesinde oturuyor.
Ahmedinejad’ın kazandığı tartışmalı seçimler İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmedi. Topallamasına rağmen ayakta duruyor. Cumhuriyetçi ayağın beli bükülmüş durumdayken, İslami ayak dimdik duruyor. Ancak birçok insan hala İslami ayağın tüm rejimi ne kadar ayakta tutabileceğini sorguluyor.
*Ortadoğu analisti Meir Javedanfar’in makalesinin Türkçe’ye çevrilmiş halidir.

İran’daki tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci yıl dönümünde dini lider Hamaney’in ülke içindeki meşruiyeti zedelenirken, Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad da artık eski gücünde değil. Bugün, İran rejiminin cumhuriyet ayağı sağlam, ama İslam ayağı topallıyor.
Halkın öfkesi İran rejimini yıkamadı ancak İslam Cumhuriyeti’ne zarar verdi. Diğer yandan, ülke içindeki çatışma rejimin süregelen istikrarını tehdit ediyor.       İran’da 12 Haziran 2009 tarihinde düzenlenen 10’uncu devlet başkanlığı seçimleri, İslami Cumhuriyetin yüzünü ebediyen değiştirdi. Benzeri görülmemiş halk öfkesi dini lider Ayetullah Ali Hamaney rejiminin meşruiyetini hiç olmadığı kadar yaraladı.    Aynı zamanda, Hamaney’in kurduğu rejimde seçimlerden bu yana yaşanan iç çatışmalar, rejim içindeki farklı grupların uzlaşma zemininin ciddi şekilde zarar görmesine neden oldu.    Gösteriler bir devrim başlatmadı ama artık aynı ülkeyi ele almadığımızı gösterdi. Protesto gösterilerinin en büyük stratejik sonucu, Hamaney’in Batı ile yakınlaşmaktan geçmişte hiç olmadığı kadar korkmasına sebep olması oldu. Bu yüzden ABD Başkanı Barak Obama’nın geçen yılki nükleer takas teklifini reddetti. Yoksa Hamaney güçlü ekonomik ve ticari ilişkilere devam ederken uranyum zenginleştirmeye devam edebilirdi.   İRAN DIŞINDAKİ ŞİİLERİN DESTEĞİ ÖNEMLİBatıyla olan ilişkilerine tamamen zıt olarak, geçen yıl yaşanan olaylar İran’ın dini liderinin sempatik Müslüman ülkeler ve Hamas ile Hizbullah gibi oluşumlarla olan ilişkilerine her zaman olduğundan daha fazla güvendiğini ortaya koydu. Hamaney, ülkesindeki meşruiyeti lekelendiğinden beri, Batı’nın askeri veya politik saldırılarını savuşturmak ve rejimini ayakta tutabilmek için müttefik olarak kullanabileceği bu tür ülkeler üzerinde nüfuzunu kullanmayı düşünüyor. İran, Irak ve Lübnan’ın Şii liderlerinin desteğine sadece politik sebeplerden değil, dini sebeplerden dolayı da büyük önem veriyor. Bunun sebebi, Irak’ın Necef kentinin Büyük Ayetullah Ali Sistani sayesinde bugünlerde Şiiler için en önemli dini merkez haline gelmesi. Çok sayıda Şii, Ali Sistani’yi, Hamaney’in de üzerinde, Şii dünyasının en kalifiye dini bilgini kabul ediyor. Eğer Hamaney, ardından gelecek kişinin İran’ın dışındaki Şiilerin de desteğini almasını istiyorsa, Sistani’nin ve Necef’teki ruhani sınıfın onayına ihtiyacı var. HAMANEY ADINI KORUYAMAYABİLİRHamaney’in, kendisinden sonra gelecek dini lider olması için oğlu Mücteba’nın dini itibarını artırmaya çalıştığına dair doğrulanmamış haberler şimdiden mevcut. Ancak Mücteba’nın kendi meziyetlerinden değil de babasının bağlantıları ve itibarıyla gerçekleştirdiği yükseliş, Ali Sistani tarafından kabul görmedi. Bu Hamaney için yolun sonu olduğu anlamına gelmiyor. Tersine, Hamaney Sistani ve Şii dünyasındaki diğer önemli dini liderlerle ilişkilerini geliştirmek için çaba gösterecek. Aksi takdirde, ülkesinde meşruiyeti büyük zarar görmüş olan Hamaney, ardından gelecek ismin kim olacağı konusunda etkin bir tavır ortaya koyamazsa, ölümü ardından unvanını elde etmek için yaşanacak iç çatışma İran’ın istikrarı için ölümcül olabilir. Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad ve diğer muhaliflerin arasındaki iç çatışma yeni boyutlara ulaştı. Bugün güçsüz ve kifayetsiz bir yetkili olarak görülen Ahmedinejad, koltuğunda Hamaney ile olan yakın bağları sayesinde oturuyor. Ahmedinejad’ın kazandığı tartışmalı seçimler İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmedi. Topallamasına rağmen ayakta duruyor. Cumhuriyetçi ayağın beli bükülmüş durumdayken, İslami ayak dimdik duruyor. Ancak birçok insan hala İslami ayağın tüm rejimi ne kadar ayakta tutabileceğini sorguluyor. *Ortadoğu analisti Meir Javedanfar’in makalesinin Türkçe’ye çevrilmiş halidir.

Almanya Rusya İran yüzünden karşı karşıya

İran’ın nükleer programı nedeniyle yaşanan gerilimde tansiyonu artıracak yeni bir gelişme yaşandı. Almanya, İran’a nükleer malzeme taşıyan Rus kargo uçakları hakkında soruşturma açtı. Rusya, BM yaptırım kararları dururken Avrupa ve ABD’nin İran konusunda kendi düzenlemelerini yürürlüğe sokmasından rahatsız.
Almanya, Rusya’nın ana nükleer ihracat şirketinin Avrupa üzerinden İran’a gönderdiği kargonun kurallara uygun olup olmadığını denetlemek amacıyla soruşturma başlattı.
Diplomatlar, İran’a yeni bir dizi yaptırımın onaylandığı bir dönemde açılan bu soruşturmanın uluslararası alanda tartışma yaratacağını söyledi.
Rusya’nın gönderdiği bu kargo, son yaptırımlar da dâhil olmak üzere Birleşmiş Milletler tarafından koyulan kuralların ihlali anlamına gelmiyor.
Ancak, ABD ve Avrupa Birliği, İran’ın nükleer programının gelişmesini engellemek amacıyla kendi denetleme rejimlerini yürürlüğe koymak istiyor. BM Güvenlik Konseyi, Rusya ve Çin’in itirazları nedeniyle İran’a yönelik daha sert yaptırımlar yürürlüğe koyamıyor.
MALZEMELERE EL KONDU
Frankfurt savcılığı tarafından açılan bu soruşturma daha önce kamuoyuna açıklanmamıştı. Bunun İran’ın nükleer faaliyetlerinin ticari boyutunun yanı sıra uluslararası alanda yaşanan çekişmeyi de ortaya çıkarması bekleniyor.
İran’ın nükleer ticaretiyle ilgili meselenin özünde BM kuralları ile AB’nin daha sert kısıtlamaları arasındaki fark yatıyor. Kasım 2009 ve Ocak 2010′da Almanya, İran’daki nükleer enerji santraline giden Rusya menşeli malzemeleri taşıyan kargoya baskın düzenlemişti.
Alman gümrük yetkilileri, kargo bilgisayarı ve nükleer izleme ekipmanlarına el koymuştu. Savcılık, bu baskının İran’a giden nükleer faaliyetlerle ilgili ekipmanların kendi toprakları üzerinden geçemeyeceği yönündeki AB kuralları çerçevesinde yapıldığını söylemişti.
BM kurallarına göre ise Rusya’nın İran’a barışçıl amaçlarla nükleer program sürdürmesine yardım etme hakkı bulunuyor. Ruslar sevk edilen nükleer malzemenin, İran’da inşa ettiği Buşehr reaktörüne götürüldüğünü söylüyor.
Rus nükleer enerji şirketi AtomStroyExport, Buşehr için 1995 yılında İran’la 1 milyar dolarlık bir kontrat imzaladı. Nükleer santralin Ağustos ayına kadar açılması öngörülüyor. Ancak Rusya’nın Buşehr malzeme sevkıyatını başka yollar yerine neden Avrupa üzerinden yaptığı ise henüz netlik kazanmadı.
RUSYA’DAN TEPKİ
Rusya, AB ve ABD’nin kapsamı daha sert olan kendi uygulamalarını yürürlüğe koymalarına karşı çıkıyor. Görüşmelere yakın iki diplomatın verdiği bilgiye göre, New York’taki Rus diplomatlar, İran’a yaptırımla ilgili yürütülen müzakerelerde Almanya’nın müdahalesini gündeme getirdi.
Bununla birlikte Rusya son yaptırım kararında bazı tavizler de elde etti. Bunlardan birisi de uzun menzilli karadan havaya S-300 füzelerinin İran’a satışına izin koparmak oldu.
Diğer yandan bu hafta içinde Beyaz Saray, son BM kararını baz alarak kendi yaptırımlarını yürürlüğe sokacağının sinyallerini verdi. Bu açıklama Rusya’nın protestosuyla karşılaştı.
Rus Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Hiç kimsenin kendisini Güvenlik Konseyi’nin üstüne koyma girişimlerini kabul edemeyiz” denildi.

İran’ın nükleer programı nedeniyle yaşanan gerilimde tansiyonu artıracak yeni bir gelişme yaşandı. Almanya, İran’a nükleer malzeme taşıyan Rus kargo uçakları hakkında soruşturma açtı. Rusya, BM yaptırım kararları dururken Avrupa ve ABD’nin İran konusunda kendi düzenlemelerini yürürlüğe sokmasından rahatsız.
Almanya, Rusya’nın ana nükleer ihracat şirketinin Avrupa üzerinden İran’a gönderdiği kargonun kurallara uygun olup olmadığını denetlemek amacıyla soruşturma başlattı.     Diplomatlar, İran’a yeni bir dizi yaptırımın onaylandığı bir dönemde açılan bu soruşturmanın uluslararası alanda tartışma yaratacağını söyledi.  Rusya’nın gönderdiği bu kargo, son yaptırımlar da dâhil olmak üzere Birleşmiş Milletler tarafından koyulan kuralların ihlali anlamına gelmiyor.   Ancak, ABD ve Avrupa Birliği, İran’ın nükleer programının gelişmesini engellemek amacıyla kendi denetleme rejimlerini yürürlüğe koymak istiyor. BM Güvenlik Konseyi, Rusya ve Çin’in itirazları nedeniyle İran’a yönelik daha sert yaptırımlar yürürlüğe koyamıyor. MALZEMELERE EL KONDU Frankfurt savcılığı tarafından açılan bu soruşturma daha önce kamuoyuna açıklanmamıştı. Bunun İran’ın nükleer faaliyetlerinin ticari boyutunun yanı sıra uluslararası alanda yaşanan çekişmeyi de ortaya çıkarması bekleniyor. İran’ın nükleer ticaretiyle ilgili meselenin özünde BM kuralları ile AB’nin daha sert kısıtlamaları arasındaki fark yatıyor. Kasım 2009 ve Ocak 2010′da Almanya, İran’daki nükleer enerji santraline giden Rusya menşeli malzemeleri taşıyan kargoya baskın düzenlemişti. Alman gümrük yetkilileri, kargo bilgisayarı ve nükleer izleme ekipmanlarına el koymuştu. Savcılık, bu baskının İran’a giden nükleer faaliyetlerle ilgili ekipmanların kendi toprakları üzerinden geçemeyeceği yönündeki AB kuralları çerçevesinde yapıldığını söylemişti. BM kurallarına göre ise Rusya’nın İran’a barışçıl amaçlarla nükleer program sürdürmesine yardım etme hakkı bulunuyor. Ruslar sevk edilen nükleer malzemenin, İran’da inşa ettiği Buşehr reaktörüne götürüldüğünü söylüyor. Rus nükleer enerji şirketi AtomStroyExport, Buşehr için 1995 yılında İran’la 1 milyar dolarlık bir kontrat imzaladı. Nükleer santralin Ağustos ayına kadar açılması öngörülüyor. Ancak Rusya’nın Buşehr malzeme sevkıyatını başka yollar yerine neden Avrupa üzerinden yaptığı ise henüz netlik kazanmadı. RUSYA’DAN TEPKİ Rusya, AB ve ABD’nin kapsamı daha sert olan kendi uygulamalarını yürürlüğe koymalarına karşı çıkıyor. Görüşmelere yakın iki diplomatın verdiği bilgiye göre, New York’taki Rus diplomatlar, İran’a yaptırımla ilgili yürütülen müzakerelerde Almanya’nın müdahalesini gündeme getirdi. Bununla birlikte Rusya son yaptırım kararında bazı tavizler de elde etti. Bunlardan birisi de uzun menzilli karadan havaya S-300 füzelerinin İran’a satışına izin koparmak oldu. Diğer yandan bu hafta içinde Beyaz Saray, son BM kararını baz alarak kendi yaptırımlarını yürürlüğe sokacağının sinyallerini verdi. Bu açıklama Rusya’nın protestosuyla karşılaştı. Rus Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Hiç kimsenin kendisini Güvenlik Konseyi’nin üstüne koyma girişimlerini kabul edemeyiz” denildi.

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.